Özgür Eğitim-Sen

MEB’de Sayıştay Raporuna Yansıyan Devasa Enkaz-2

20.10.2020
A+
A-
MEB’de Sayıştay Raporuna Yansıyan Devasa Enkaz-2

Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi Bekir Birbiçer Sayıştay’ın MEB Raporu’nu değerlendirmeye devam ediyor…

Normları güncelleyemediği için atamaları ihtiyaç planlaması doğrultusunda yapamayan MEB’in, 45.141 öğretmenin norm fazlası durumunda olmasını engelleyemediğini tüm açıklığıyla ortaya seren Sayıştay’ın MEB raporu, Bakanlığın zorunlu hizmet yükümlülüğünü etkin bir şekilde uygulayamamasının da, öğretmenlerin eğitim kurumlarına dengeli bir biçimde dağıtılamamasına ve merkezlerde yığılmaya neden olduğunu ortaya koyuyor. Zorunlu hizmet kapsamındaki okulların sayısının sürekli artırılması zorunlu çalışmanın amacına hizmet etmesini güçleştiriyor. Ülke genelinde 53.669 okul mevcut olup bunlardan 34.957’si (%65’i) zorunlu çalışma yükümlülüğü kapsamında ve 9.200’ü son beş yıl içerisinde zorunlu çalışma yükümlülüğü kapsamına alınmış. Zorunlu hizmete dâhil olan okul sayısındaki bu hızlı değişim okulların belirlenmesindeki sağlıksızlığı ve subjektif değerlendirmeleri ortaya koyuyor. Rapora göre bu durum öğretmen ihtiyacı olmayan okullarda yığılmayı artırdığı gibi öğretmenler açısından da zorunlu hizmetin adil ve dengeli uygulanmasını zorlaştırıyor.

Raporda dikkati çeken önemli bir israf kalemine de taşımalı eğitimde planlamanın sağlıklı yapılmaması neden oluyor. 2019-2020 eğitim sezonunda 1.245.555 öğrencinin taşınması planlanmış ve bunun için toplamda yaklaşık 4 milyar TL harcama yapılmış. Harcanan miktarın bu kadar yüksek olmasının ana nedeni yine plansızlık ve pratik düşünmeden yoksunluk. Rapordaki pek çok örnekten birkaçını belirtmek gerekirse:  15-20 veya 29-40 arası öğrenci taşınan yerlerde ihale edilen tüm araçların 14 kişilik olduğu görülüyor. 14 değil de 16-20 kişi taşıma kapasiteli araçlar ihale kapsamına alınmadığı için tek bir ilde fazladan 621 araca ücret ödeniyor. Aynı okula giden birbirine çok yakın semtlerdeki öğrenciler tek bir araçla taşınabilecekken her semte farklı araç tahsisi yapılıyor. Uzaklıkları 1 km olan iki mahallenin birinden 6, diğerinden 5 öğrencinin aynı okula farklı araçlarla taşındığı gibi örneklere sıkça rastlandığı vurgulanıyor. Yönetmeliğe göre taşımalı eğitim kapsamına alınacak yerlerin tespitinde toplu taşıma hizmeti bulunmaması ön şart olduğu halde, uygulamada gün içinde belediye tarafından karşılıklı 14 sefer konulmuş olan yerlerin dahi taşımalı eğitim kapsamına alınması uygulamadaki özensizliği ve plansızlığı gösteriyor.

İlginç bir pervasızlık da öğretmenevi ve akşam sanat okullarına bakım-onarım vb giderler için bakanlık bütçesinden ödenek gönderilmesi konusunda yaşanıyor. Yasal hükümlere göre bu işletmelerin giderlerinin tesislerin kendi gelirlerinden sağlanması gerekirken 2019 yılında öğretmenevi ve akşam sanat okullarına 25 milyon TL tutarında ödenek gönderilmiş. Halen de birçok öğretmenevi tarafından toplamda 30 milyon TL’yi aşkın ödenek talebi bulunuyor. Oysa Millî Eğitim Bakanlığı, Öğretmenevi ve Akşam Sanat Okulu Uygulama Yönergesinin 18’inci maddesi hükmüne göre bu kurumların elde ettikleri brüt satış hasılatının %5’ini bankalarda bakım onarım hesabı adı altında ayrı bir hesapta tutmaları ve her türlü bakım ve onarım ihtiyaçlarını da bu hesaptan karşılamaları gerekiyor. Bu işletmelerin kira giderleri olmamasına ve personel maaşları genel bütçeden ödenmesine rağmen bakım ve onarım masraflarını kendi imkânlarıyla karşılayamıyor olmaları bu işletmelerin ne kadar başıboş bırakıldıklarını ve denetlenmediklerini gösteriyor.

Sayıştay raporu 6.Bulgu olarak şirketler ile yapılan protokollerden elde edilen gelirler ile bu gelirlerden yapılan harcamaların bakanlık bütçesine dâhil edilmemesini sorun ediyor. 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 6’ncı maddesinde kamu idarelerinin tüm gelirlerinin hazine veznelerine gireceği, özel vezne açamayacakları; 13’üncü maddesinde tüm gelir ve giderlerin gayri safi olarak bütçelerde gösterileceği, 72’nci maddesinde ise yetkisiz tahsil ve ödeme yapılamayacağı açıkça hüküm altına alınmış olmasına rağmen MEB, bankalarla yaptığı protokollerden gelen gelirleri kurum bütçesine dahil etmeyip bütçe dışı hesapta tutuyor ve bu hesaptan çeşitli harcamalarda bulunuyor. Söz konusu hesaplar herhangi bir bütçe ile ilişkilendirilmediğinden muhasebe yetkilisi ile diğer yetkililerin imza ve kontrolüne tabi kılınmıyor ve iç kontrol süreçleri işletilmiyor; bu hesaplarda yönetilen tutarlar Bakanlığın dönem sonu mali tablolarına dâhil edilmiyor. Dolayısıyla harcamalar bütçe dışında, iç kontrol ve denetime tabi olmaksızın gerçekleştiriliyor ve bu yolla kurum bütçesi dışında bir nevi özel bütçeler oluşturuluyor. Kurumun mali tablolarında yer alması gereken gelir ve giderlerin bu tür uygulamalarla Bakanlığın mali tablolarına dâhil edilmemesi, mali tabloların güvenilirliğini zedelediği gibi bakanlık hakkında şaibeler yaşanmasına neden oluyor. MEB’in bankalarla yaptığı protokoller sonucu elde ettiği toplam gelir 65 milyon TL İken bunun sadece 24 milyon TL’si genel bütçeye dahil edilmiş. Geri kalanı çeşitli harcama kalemleri olarak gösterilmiş.

Sayıştay raporunda yer alan umut kırıcı veriler bunlarla sınırlı değil. Korkunç bir bütçeyle ve heyecan dolu bir şevkle girişilen lakin büyük bir başarısızlıkla sonuçlanan FATİH Projesi’nden ilçe milli eğitim yönetimlerine yapılan atamalardaki usulsüzlüklere, DYK kurslarına dair tartışmadan ödenek üstü harcamalara ve birçok başlığa sonraki yazıda yer verelim.

Bekir Birbiçer/ Özgür Eğitim-Sen Yönetim Kurulu Üyesi

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.