Özgür Eğitim-Sen

‘Nefes alamıyorum!’ yahut ‘dünyanın zenci geleceği’

03.06.2020
A+
A-
‘Nefes alamıyorum!’ yahut ‘dünyanın zenci geleceği’

46 yaşındaki George Floyd, 25 Mayıs’ta dolandırıcılık şüphesiyle Minneapolis’te gözaltına alınırken bir polisin uzun süre ensesine diziyle basması nedeniyle dakikalarca “Nefes alamıyorum” diye yalvararak can verdi. Floyd’un polis şiddetine maruz kaldığı o dakikalar yoldan geçenlerin cep telefonlarıyla kaydettiği görüntülerle ortaya çıktı ve büyük bir infiale yol açtı. Görüntüler, ülkede siyahilere yönelik polis şiddeti tartışmalarını tekrar alevlendirdi ve Minneapolis başta olmak üzere birçok şehirde protestolara yol açtı. Protestoların şiddet olaylarına ve yağmalara dönüşmesi nedeniyle birçok şehirde “sokağa çıkma yasağı” ilan edildi ve Ulusal Muhafızlar görevlendirildi. Tepkilerin ardından Floyd’un boynuna basarak ölümüne yol açan polis 3. derece cinayet ve kasıtsız adam öldürmekten tutuklandı ama diğer 3 polise karşı hala işlem yapılmadı.

Floyd’un trajik ölümü ne kadar sarsıcı da olsa söz konusu ABD ve siyahlar olduğunda son derece sıradan bir olay haline geliyor. Bu tür ölümlerin sıradanlaştığı bir ülkede siyahların maruz kaldığı şiddetin ve ayrımcılığın boyutları tahmin edilebilir. Kıtaya yüzyıllar önce zincire vurulup köle olarak getirilen bir halkın çocukları, aradan geçen onca zamana rağmen Amerika’da ikinci sınıf vatandaş olmaktan kurtulamadılar. İç savaş ile köleliğin kaldırılması yahut 1960’larda yükselişe geçen sivil haklar hareketinin mücadelesi, 2000’li yıllarda siyah birisinin Başkanlık koltuğuna oturması bile bu durumu değiştirmeye yetmedi.

Amerika’da Demokrasi kitabının yazarı Alexis de Tocqueville, çok uzun bir zaman önce bunu öngörmüştü aslında. Şöyle demişti Tocqueville: “Siyahi bir insanı özgürleştirebilirsiniz; fakat Amerikalıların gözünde o insanın bir yabancı olarak kalmasını engelleyemezsiniz.”

Transatlantik köle ticareti günlerinden bugüne siyah halkın yüzü hiç gülmedi. O günlerden bugüne köleleştirilen bir halkın çocukları sistem tarafından sosyo-ekonomik ve sosyo-kültürel açıdan dezavantajlı grup olarak adeta sabitlendiler. Bunun uzantısı olarak suça itildiler ve adeta “suç” ile özdeşleştirildiler.

Bugün Amerikan hapishanelerinin üçte ikisi siyahi ve Hispaniklerden oluşuyor.

Eğer Amerika’da yaşayan bir siyahsanız, hapse girme ihtimaliniz bir beyaza göre 10 kat daha fazla.

Amerika’da her yıl ortalama 30-40 bin kişi intihar ediyor. Eğer siyahsanız, intihar etme ihtimaliniz beyazlara göre 7 kat daha fazla.

Küresel çapta yaşanan bir salgının tam ortasındayız ve şu sıralar bir başka gündem olarak Amerika’daki ölüm oranları konuşuluyor.

Peki kimler ölüyor?

Eğer Amerika’da yaşayan bir siyah ya da Hispanikseniz emin olun koronadan ölme ihtimaliniz bir beyazın koronadan ölme ihtimalinden çok daha fazla.

Siyahların doğuştan suça yatkın oldukları ya da biyolojik yapılarının virüse elverişli olduğu yönünde deli saçması bir izah bizi ikna etmeye yetmeyecekse eğer; o zaman bunun nedeni ne?

“Yabancı” ve “yoksul”; bugün ABD’de, bilhassa siyahlara yönelik sistematik olarak yürütülen politikaların neticesinde siyahların içine hapsedildikleri iki büyük parantezin adı. Bu o kadar sıkı bir parantez ki ensesinde iri yarı bir beyaz polisin dizi ve ağırlığı varken Floyd’un “Nefes alamıyorum” feryadı, Amerika’da günün her dakikasında bir siyahın ortalama hissiyatını ifade ediyor.

Amerika’ya özgü tarihsel bir arka plana sahip olsa da bugün şahit olduğumuz olayların tüm dünyaya söylediği bazı gerçekler de var. Bu gerçekler “yabancı” ve “yoksul” kavramlarına daha dikkatle bakmamızı gerektiriyor. Zira ABD’deki ırkçılık, “yabancı” ve “yoksul” kılınıp sürekli kriminalize edilen bir topluluğa karşı şiddet gösterirken küresel çapta insanlığın büyük bir kısmı aynı mantık ve kurgunun kurbanı haline geliyor.

Achille Mbembe, insanların çoğunun bir kenara terk edilmiş “fuzuli insanlık” içinde sürgün nesnesi olacağını belirtiyor ve mevcut işleyişin gelecek vaadinin bu olduğunu söylüyor. Mbembe buna biri isim de veriyor: Dünyanın zenci geleceği

Sosyolojinin kurucu babalarından sayılan George Simmel, “yoksul” ve “yabancı” kavramlarına, özgün bir yerden bakmamızı sağlayacak teorik bir zemin sunmuştu bundan yıllar önce.

Yabancı ve yoksul olmanın verili tanımlarının ötesinde bir tahakküm ilişkisi kurularak mahkûm edilen, madun olan taraf olduğunu göstermişti. Dolayısıyla cari ekonomik uygulamaların ve her yerde başka bir kılıkla karşımıza çıkan güç kullanımlarının varlığı ile birlikte düşünüldüğünde Achille Mbembe’nin “dünyanın zenci geleceği” olarak işaret ettiği zamanlar;içinde bulunduğumuz anları da kapsıyor olabilir. Bu durumda siyah olmak artık teninizin renginden çok üretim gücüne sahip olup olmamanız, düzenli bir gelirinizin bulunup bulunmaması, oturduğunuz semt, gittiğiniz okul ve ait olduğunuz toplumsal sınıf ile ilişkili hale geliyor.

Simmel’in açtığı hat üzerinden ilerlersek Amerika hiç de uzakta değil. Tüm gelişmeler ve göstergeler farklı bir dünya geleceği için herkesin kendi Amerika’sına dikkatle bakmasını zorunlu kılıyor.

Ali Aydın /Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.