Özgür Eğitim-Sen

Önemli şeyler söylüyormuş gibi yapmak

06.11.2018
A+
A-
Önemli şeyler söylüyormuş gibi yapmak

23 Ekim'de 'Güçlü Yarınlar İçin 2023 Eğitim Vizyonu' açıklandı. Verilen sıcak tepkilerin ardından mevzuyu sükunetle tartışabiliriz artık. Tanıtım toplantısında MEB Bakanı'nın haziruna 'şapkadan tavşan çıkaracakmışım gibi bakmayın lütfen!' uyarısını hatırlıyoruz. Bu uyarı, esas itibariyle alana ilişkin tartışmayı neden büyütmemiz ve derinleştirmemiz gerektiğini söylüyor. Zira diğer alanlarda olduğu gibi eğitim alanında da mevzuyu kavrama ve çözme becerimizi mevzuyu konuşma ve tartışma düzeyimiz belirliyor. Dolayısıyla şapkadan tavşan çıkamayacağını önceden ilan eden Özgür Eğitim-Sen olarak işimizin, açıklanan belgeyi de vesile kılarak tartışmayı derinleştirmek olduğunu düşünüyoruz. Meselenin bir 'memleket meselesi' olduğunun farkında olarak eğitim bahsinde iki tür tartışma yapabiliriz: Birincisi mevcut düzeneği muhafaza ederek bir takım eklemeler-çıkarmalar üzerinden işleyen teknik-tali tartışma. İkincisi ise meseleyi daha yapısal ele alan ve bir anlamda düzeneğin kendisini sorunsallaştıran tartışma. Birinci tartışma faslında hayli cevval olduğumuz aşikar. Osmanlı modernleşmesinden itibaren alana ilişkin güncelleme çabalarımız personel yeterliliğinde, eğitim materyallerinde, teknik donanımda, yöntem ve teknik arayışında hız kesmeden sürüyor. Mevcut düzeneğin ontolojik bir okumaya tabi tutulacağı ikinci tartışma düzleminde ise bir ölüm sessizliği egemen. Bir anlamda eğitime ilişkin tasavvurun, felsefenin, paradigmanın yeşereceği zemin olan bu ölçekteki açık, teknik-tali boyutun abartılması üzerinden giderilmeye çalışılıyor. Anlam krizini araç tahkimatı üzerinden aşmaya çabalıyoruz ancak nafile!

Dolayısıyla karşı karşıya olduğumuz eğitim krizinin -ki bu kriz küresel bir krizdir- nasıl çözüleceği öncelikle teknik-tali tartışma ölçeğini de doğrudan belirleyen ontolojik tartışmanın belirli bir düzeye çıkarılması ile ilgilidir. Bu da yürürlükteki düzeneğin önkabullerinin sorguya alındığı, sorunsallaştırıldığı köklü bir konumlanışı icbar ediyor. Biraz daha açalım: 'Eğitim-öğretimi nasıl verirsek başarılı oluruz?' diyen egemen yaklaşıma çekince koymamız gerekiyor. Çünkü bugün, 19. yüzyılın koşullarında şekillenmiş bir ekonomi-politik yok. Ulus devlet dönüştüğü gibi onu mümkün kılan sosyo-ekonomik ilişki biçimi de değişti. Dolayısıyla o günkü koşullarda vücut bulan bu düzeneğin zaman-mekan kısıtlarından bağımsız şekilde varlığını sürdürmesi düşünülemez. Anakronik bir yapı ile karşı karşıyayız. İkincisi, zaman-mekan değişmemiş olsa bile bu sistem kodifikasyonu ve ilişki biçimi ile tahripkardır, problem oluşturucudur. Dolayısıyla anlamlı bir çözüm arayışı kaçınılmaz şekilde mevcut düzeneğin arkeolojisini yapmak, onunla hesaplaşma durumunda. Bu işin aynı zamanda geçmiş, bugün ve gelecek konteksti içine yerleşerek olması gerekiyor. Yani ben idrakiniz olacak, hayata dair bir tasavvurunuz olacak. Günümüzün gerçekliğine dair kavrayışınız olacak. 'Olacak' derken bu işlerin cevabı kağıda yazılacak bir sınav sorusu gibi algılamayalım. Eğitim toplumsal ilişki ağının merkezinde dolayısıyla seviyesi ve niteliği diğer alanlardaki vaziyetimizle doğrudan ilintili. Genel halimizin bir yansıması eğitim.

Bu girizgahtan sonra belgeye dönelim. 140 sayfalık belgenin dili, üslubu, meramı anlatmadaki dolambaçlılık-bulanıklılık ve kavram kullanımındaki savrukluk göze çarpan önemli bir zaaf. Belgenin '2023 Eğitim Vizyonu Felsefesi' ve 'Temel Politikamız' bölümlerinde (Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Bakan Selçuk'un Takdim yazılarını da ekleyebiliriz) bir anlamda eğitime ilişkin ontolojik bir okuma-çözümleme yapılmış. Küresel duruma, bize, geleceğimize ilişkin tespit ve değerlendirmelerin yapıldığı bu bölüm, temel sorun alanımıza ciddiyetle parmak basıyor. Yapacağım şu iki alıntı sorunumuzun neliğine ilişkin önemli ipuçları veriyor: '…21. yüzyıl becerilerini ölçme iddiasındaki PISA gibi uluslararası çalışmalar dahi sadece eleştirel düşünce, akıl yürütme gibi bilişsel içeriklere yönelmekte, kısacası tek kanatla uçmaya yeltenmektedirler. Düşünce, duygu ve eylemi insanda birleştiremeyen, kuramı ve pratiği uzlaştıramayan bu tek kanatlı uçma hevesi en önemli sorunumuzdur. İnsan doğasını savunduğumuz şekilde çift kanatlı ele alabilmek temelde bir medeniyet ve zihniyet konusudur. Türk Eğitim Sistemi için felsefi temelli sistematik bir paradigmaya engel ne kanunlar, ne bütçe, ne de alt yapıdır. Temel sorunumuz bir zihniyet meselesidir. Bu mesele çözülmeden, insan tasavvurumuzun paradigmatik muhtevası anlaşılmadan dünya ile rekabet şöyle dursun, geleceğe yönelik belirlenen hedeflerin ve politikalarının başarı şansı çok düşüktür. Zihniyet meselesi çözülmeden, insan ve toplum meselesi çözülemez. Hakikati/gerçeği parçalama çabasına girişmeyen, insanın evren içindeki kutsal yerini putlaştırmayan çift kanatlı bir varlık ve bilgi anlayışı, bahsettiğimiz zihniyet sorununa çözüm getirebilir (s.17).' İkincisi ise 'Öğrenme, öğrenen bireyin öz sorumluluğu ve tatmini ile ilgilidir. Ancak günümüzde zorunlu eğitim daha çok yetişkinlerin istek, plan ve programları çerçevesinde şekillenmektedir. Temel bir hak olarak eğitim, öğrenen bireyin doğal motivasyonuna dayalı olduğunda yarar sağlar. Ne yazık ki dünya genelinde paket müfredatların zorunlu olarak bir kutuya doldurulduğu gibi çocuğa yüklendiği bir çağı yaşıyoruz (s.21-22).' Bu iki alıntı Vizyon Belgesi'nin altyapısından. Dolayısıyla belgenin devamında uzun uzun anlatılan ve detaylandırılmış bir takvime bağlanan uygulamaların bu altyapı ile ilintili olması gerekiyor. Bu felsefik okuma ve çözümleme somut ve spesifik uygulama alanlarını belirlemeli,  onlara anlam ve varlık katmalı.

Ancak kamu politikalarımızın genel niteliği olan keyfe keder tutum bu belgede de kendini gösteriyor. Metnin felsefi konumlanışı, analizi ve çözümlemesi belgenin ayrı ve bağlantısız bir bölümü gibi bırakılmış. 'İçerik ve Uygulama', 'Okul Gelişim Modeli', … Özel Öğretim' ve 'Hayatboyu Öğrenme' gibi 20 başlıkta hedeflerin sıralandığı bölüm metnin felsefi konumlanışının dışında mevcudun restorasyonuna odaklanmış. Sözleşmeli Öğretmenlik, Ücretli Öğretmenlik gibi somut mağduriyet alanlarındaki iyileşmeler, Tasarım-Beceri Atölyelerin kurulacak olması, ders sayılarının azaltılması gibi hususlar önemli. Ancak bu hususların metnin felsefi altyapısıyla ilintisi en hafif ifadeyle tartışmalı. Pedagojik Formasyonun MEB'e devredilmesi, Okul Öncesi Eğitimin zorunlu hale gelmesi, öğretmenlik niteliğinin yüksek lisans ve hizmetiçi eğitim programlarıyla arttırılması vs. gibi diğer pek çok üstyapısal düzenleme mahiyeti itibariyle teknik-tali mevzular. Bu açıdan metin, birbirine değmeyen biri teorik diğeri pratik iki boyuttan teşekkül etmiş denilebilir. Bu çelişki şüphesiz önemli ancak açık konuşmak gerekirse bu çelişki kamu politikalarımızın temel alameti farikası hükmünde. Zira biz sorun ile çözüm arasında bir bağ-bağlantı kurmak yerine varsayımsal şekilde hareket etmeyi tercih ediyoruz. Sorunumuzu giderecek gerçekçi bir çözüm yerine çözüm olmasını arzu ettiğimiz hususu ileri sürüyoruz. Örneğin MEB'deki öğretmenlerin %10'u yüksek lisanslı. Bu öğretmenlerin sistem içerisinde ne tür anlamlı farklılığı söz konusu ki bir çözüm olarak bunu diğer öğretmenlerin de almasını istiyoruz. Pedagojik Formasyonun YÖK elinde neden işlevsiz kaldığını düşünüyoruz ki MEB elinde  çözüm olacağını varsayıyoruz. Nasıl olacak, niçin olacak? Ders sayılarını ve zorunlu ders saatlerini azaltıyoruz. Güzel. Peki bunun neden bir nitelik artışı sağlayacağını düşünüyoruz? Bu hususlar belirttiğim gibi varsayımsal şekilde yapılmış, bir kamu politikasının üzerine inşa edileceği aşamalar gerçekleştirilerek yapılmış değil. Örneğin yukarıda yaptığım alıntılar üzerinden gidecek bir okumanın zorunlu eğitimi tahkim etmek yerine gevşetmesi beklenirdi. Ders sayılarını azalttığımız bir yerde örneğin bir ders saatinin neden 40 dakika olduğunu tartışmayalım? Ders saati neden 40 dakika? 7 yaşındaki çocuk ile 17 yaşındaki genç için bu süre aynı olabilir mi? Fen-Matematik dersi ile Beden-Resim-Müzik dersinin süresi nasıl aynı olabilir? Belgenin analiz-çözümleme evreni bu ise MEB'in yasal dayanakları aynı halde durabilir mi? vs. Uzatabileceğim bu sorular iyi niyetle ve büyük bir emek-gayretle harcandığı aşikar olan belgenin ülkemizin eğitim alanına gerçek anlamda katkı sunabilmesine yönelik. Bu açıdan metindeki bu temel çelişki sadece MEB'in yönetsel aklının zaafiyetine değil ülke olarak eğitim bahsindeki kafa karışıklığımıza işaret ediyor. Daha da önemlisi sahici bir iyileşme ancak metnin felsefi çözümlemesi lehine kafa karışıklığımızın giderilmesi ile başlayabilir. Aksi taktirde tüm göstergeler yine bir 'benim oğlum bina okur…' durumunu yaşayacağımız gösteriyor. 

Abdulbaki DEĞER

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı

29.10.218

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.