Özgür Eğitim-Sen

ÖZGÜRLÜĞÜN VE ADALETİN EŞİĞİNDE ÇÖZÜMÜN İMKÂNI

26.11.2016
A+
A-
ÖZGÜRLÜĞÜN VE ADALETİN EŞİĞİNDE ÇÖZÜMÜN İMKÂNI
 
 
 
 
 
 Sendikamız Yönetim Kurulu Üyelerinden Abdulbaki Değer'in Yeni Şafak gazetesinde bugün(05.02.2013) yazısı yayınlanmıştır.
 
Türkiye’nin kronik sorun alanlarından birisi olan Kürt sorununa ilişkin gelişmeler ülkenin tüm kesimlerinin barış ortamına duyduğu ihtiyacın ne kadar yüksek olduğunu göstermektedir. “Analar ağlamasın”, “Milli Birlik ve Kardeşlik Projesi” gibi çeşitli adlarla başlatılan, daha sonra çeşitli gerekçelerle vazgeçilen barışa dönük adımlar son olarak Oslo görüşmelerinde tıkanmıştı. Hükümetin çeşitli kurumlar aracılığıyla İmralı’yı da muhatap alarak başlattığı süreç herkesin kabul ettiği gibi hayati derecede anlamlı ve önemli bir adımdır. Hükümet bu açıdan da büyük bir risk almıştır ve işin doğası gereği hükümet olmak başlı başına bir riski barındırmaktadır.
Alışılagelmiş pozisyonları devam ettirerek olası riskleri düşük tutma hevesi, Cumhuriyetin başından beri uygulanagelen ana politik tutumdur. Devletin, sorun alanlarına ilişkin takındığı ilk tutumu varoluşsal bir gerekçeye büründürerek sürekli kılmaya çalışan siyasal aklın tıkandığı bir eşikte durmaktayız. Ana belirleyen olarak güvenlik konseptinin kuşatmasında şekillenen sosyal, siyasal politikaların bizi mahkum ettiği çözümsüzlükten kurtulmanın tek yolu mevcut ezberlerin, ön kabullerin terk edilmesidir.
Kürt sorunu olarak tanımlanan sorun bugün ulusal bir sorun olmaktan çıkıp uluslar arası bir boyut kazanmıştır. Bu boyutu itibari ile sorunun bilinen, bilinmeyen pek çok tarafı vardır. Uluslar arası ilişkilerin kompleks yapısı içerisinde tüm tarafların memnun edilerek içinden çıkılacak bir çözümünün olmadığı, olamayacağı aşikardır. Çıkarların çatıştığı, hesapların farklılaştığı bu alandan içe dönük bir katkının gelmesi çok zordur. Tam tersine uluslar arası alandan sorunun çözümsüzlüğüne ilişkin epey müdahalenin gelmesi muhtemeldir. Nitekim bu sürecin ardından Paris’te yaşanan cinayetler sürecin sabote edilmesine dönük girişimler olarak okunabilir.
Kürt sorunu hiç şüphesiz derin bir arka plana yaslanmaktadır. Sosyal, kültürel, siyasal ve ekonomik boyutları olan bu sorunun çözümüne ilişkin devletin bir ileri bir geri kararsız tutumunun ardından gelinen nokta önemlidir ve kararlılıkla devam ettirilmelidir. Hükümet göreve geldiği ilk günden itibaren dış politikadaki geleneksel pasif, edilgen politik yaklaşımdan uzaklaşarak “Stratejik Derinlik” üzerinden uygulamaya koyduğu proaktif politikalarını ülkenin iç sorunlarına daha fazla yansıtıldığı bir politik tutumu benimsemesi sorunların aşılması açısından önemli olacağı ortadadır. Gelinen noktada başka çaremizin olmadığı da ayrı bir gerçeklik olarak durmaktadır.
Devlet, toplum ile olan ilişkisinde toplumsal yapıyı yeniden kurucu bir sosyal mühendislik anlayışından mutlak anlamda uzaklaştırılarak hak ve hürriyetleri temel alan bir özgürlük anlayışı ile yapılandırılmalıdır.
Kürt sorununun çözümüne ilişkin yürütülecek politikaların keskin iki tarafı bulunduğu şeklindeki yaygın kanı, yüzeysel bir yaklaşıma dayanmaktadır. Toplumun tüm kesimleri bu sürecin tarafıdır. Bir tarafın ya da kesimin belirleyiciliğinde şekillenecek bir süreç sorun çözücü olmaktan uzaktır. Bu açıdan temel aktör olan hükümet tüm kesimlerin talep ve beklentilerini dikkate alacak temel hak ve hürriyetler temelinde büyük bir kararlılıkla yol almaya devam etmelidir.
Kürt sorununun temel karakteristiğine bakıldığında, esasında bu sorunun büyük bir kısmının çözülmesi için pazarlık-görüşme yapılmasının bile anlamsız olacağı görülecektir. Bu sorun temelde Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasal ve anayasal yapılanmasının antidemokratik hüviyetinden kaynaklanan bir sorun olup, bu alanlarda yürütülen demokratikleşme adımlarının kararlılıkla sürdürülmesi gerekmektedir. Bu alanlardaki iyileştirilmeler sorunun kaynaklandığı zeminin işlevsizleştirilmesi açısından büyük işlev göreceği gibi bugün bu yakıcı sorunun aynı zamanda toplumun tüm kesimlerini prangalayan güvenlik endeksli baskıcı atmosferin parçalanması açısından da hayati önemdedir. Dolayısıyla Kürt sorununa ilişkin hak ve özgürlükler eksenindeki tüm girişimler birilerinin lehine birilerinin aleyhine işleyen değil tersine Türk-Kürt tüm kesimlerin ufuklarının genişlediği, daha özgür ve adil bir Türkiye’nin eşiğine varılması olacaktır. Bugünkü durumdan sanılanın aksine sadece Kürtler değil Türkler, Lazlar, Çerkezler kısacası toplumun tüm kesimleri zarar görmektedir.
Sorunun güvenlik ve asayiş ile ilgili olan kısmı başlı başına ele alınması gereken bir konu olup taraflar süreci çözme iradelerini yitirmeden şeffaf bir şekilde yürütmelidir. Bu alandaki sürecin devam ettirilmesi sorunun mutlak anlamda çözüleceğinin garantisi sayılamaz ve böyle bir beklenti ya da söylemin de gerçekçi olamayacağı bilinmelidir. Süreç ne olursa olsun farklı motivasyonları-beklentileri olan unsurlar olabilecektir ve kendi hesaplarınca süreci sabote etmeye çalışacaklardır.
Hükümet başta olmak üzere, sorunun tüm bileşenleri büyük bir sorumluluk ve kararlılıkla, başlatılan süreci sürdürmeye devam ettirmelidirler. İyi niyetle yola çıkmak önemlidir. Onlarca yılın kangrenleştirdiği bu sorunun bir anda kolaylıkla çözülemeyeceği bilinmelidir. Duyguların, kinlerin, nefretlerin, bilenmiş intikam heveslerinin aklı tutsak ettiği bu süreçte barıştan başka çıkar yolumuzun olmadığını onlarca yılın sonunda tecrübe etmiş, gerekli dersleri çıkarmış olarak yol alınması gerekmektedir.
Gelinen noktada işleyen sürecin hayati derecede önemli olduğu, herkesin büyük bir sorumluluk bilinci ile hareket ederek, gelebilecek tüm provakasyonlara karşı sağduyusunu muhafaza ederek yol alması gerektiği ortadadır. Adalet ve Özgürlük temelinde şeffaf bir şekilde işletilecek bu sürecin kamuoyunca gereken desteği bulacağı bugün verilen tepkilerden anlaşılmaktadır. Zira toplumun tüm kesimleri eski yolun çıkmaz yol olduğunun bilincindedir ve barıştan-çözümden başka seçeneğimizin olmadığının farkındadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.