Özgür Eğitim-Sen

Şubatın Hatırlattığı Temmuzun Öğrettiği

01.03.2017
A+
A-
Şubatın Hatırlattığı Temmuzun Öğrettiği

“Hepinizin takip buyurduğu üzere, Anayasa Mahkemesi Refah Partimiz hakkında bir karar almış ve açıklamıştır. Olay aslında tarihin akışı içerisinde fevkalade basit bir olaydır. Bundan dolayı huzuru sükûnu muhafazaya her zamandan daha fazla riayet etmeliyiz. Türkiye’de halkımızın muazzam bir bölümünün partisi olan Refah Partisi ve onun davası bu kararlardan zerre kadar etkilenmez. Daha önce de ifade etmiştim:  Bu kabil kararlardan tek bir sonuç çıkar o da Refah inancının tek başına iktidarı.”

 

16 Ocak 1998’de, o gün mikrofonun başına geçerek bu sözleri söyleyen kişi birkaç gün önce ölüm yıldönümü vesilesiyle rahmetle andığımız, 54. Hükümetin Başbakanı ve Refah Partisi Genel Başkanı Prof.Dr. Necmettin Erbakan idi. Merhum Erbakan’ın o günkü sözlerinin içindeki hakikat, kendisini aşikâr kılmak için yalnızca birkaç yıl bekleyecekti. Çünkü onun da söylediği gibi Tarihin akışı önüne konan bentleri ve barajları yerle bir ederek sürüyordu.

 

Anayasa Mahkemesi tarafından o gün açıklanan kapatma kararı, 28 Şubat 1997 tarihli MGK kararları ile aleniyet kazanan askerî darbenin doğal sonucuydu. Bu darbe her ne kadar “postmodern” ibaresi ile ilişkilendirilerek anılsa da son moda bu ön adı ile hiç alakası olmayan bir biçimde; son derece kaba, ilkel yöntemlerin devreye sokulduğu, yürütücüleri olan asker- sivil çetenin çirkefliğin dibini bulduğu bir darbe olarak darbeler tarihimizde yerini aldı.

 

28 Şubat bir başlangıç olmadığı gibi bir son da değildi. Kendisinden önceki müdahalelerin uzantısı kendisinden sonrakilerin ise habercisiydi. 28 Şubat’tan sonra o güne kadar devam eden Türkiye’de ortalama ‘her 10 yıla bir darbe geleneği’ 27 Nisan 2007’de TSK’nın internet sitesine saat 23.20’de konulan “e-muhtıra” ile devam etti. 15 Temmuz’da ise fiili bir kalkışmanın neticesinde kanlı darbe girişimi ile milletçe karşı karşıya kaldık.

 

Vesayet odaklarının 100 yılı aşkın bir süredir milleti soktukları cendere, hangi ideolojik kılıfın içine girerse girsin kendileri için alıkoydukları imtiyazların her ne pahasına olursa olsun muhafazası içindi. Son darbe girişiminde sahneye sürülen aktörün FETÖ olması, esasında herhangi bir kafa karışıklığına mahal vermemeli. 28 Şubat’ın hem mirasçısı olduğu geçmiş hem de uzantısı ve devamı olabilecek olası bir gelecek, vesayet rejiminin farklı ideolojik angajmanlar yelpazesine yaslanma hususunda katı bir diyet uygulamadığını gösteriyor.

 

Yaşattığı onca acıya ve atlattığımız badirelere rağmen 15 Temmuz ile ortaya dökülen paha biçilmez bir bilgidir bu. Bu bilginin kıymetini bilmek ve idrak etmek 28 Şubat’ları bir daha yaşamamak adına elzem. Çünkü karşımızda herhangi bir kesim ile kısa yoldan özdeşlik kurarak def edebileceğimiz bir beladan daha fazlası var. Nitekim 28 Şubat sonrasında 20 yıl gibi bir süreye 1 muhtıra + 1 kanlı darbe girişimi sığdırılmış olması bir kesimin sapkınlığı ya da yoldan çıkmışlığı ile izah edilemez. Karşı karşıya kaldığımız musibetler karşımızda bir düşünce düzeneği, bir davranış kodu, bir zihniyet kalıbının olduğunu haykırıyor. Bu zihniyet kalıbının bertaraf edilmesi birkaç aktörün tasfiye edilmesinden daha zor ve meşakkatlidir. Tüm yaşadıklarımız, bugün itibariyle bu ülkede bu zihniyet kalıbının maalesef yerli yerinde durduğunu gösteriyor. Hesaplaşmamız gereken gerçek bu!

 

 

Farklı görünümler altında karşımıza çıksalar da belirli bir tarz-ı siyaseti ve devlet-toplum ilişkisini öne çıkaran ve usul tanımaz şekilde davranan yapıların tasfiyesi ve bu yapılar için mümbit bir zemin teşkil eden sistemin hak ve adalet temelinde yapısal dönüşüm geçirmesi mücadelesidir 28 Şubat ve 15 Temmuz mücadelesi. Belirli aktörlerin- belirli kimliklerin siyasal arenada güç ve görünürlük kaybetmesi asla yanıltmamalıdır. 27 Mayıs, 71, 80, 28 Şubat, 27 Nisan ve 15 Temmuz kalkışmalarının tümü sadece kalkışmaya meyyal unsurların serkeşliği, uluslararası güç odaklarıyla girdikleri karanlık ve karmaşık ilişki ağı üzerinden temellendirilemez. Zira mesele yıllara yayılan ve siyasal sistemin tabiatı haline gelen vesayet ve darbe sistematiğinin toplumun talep ve beklentileri, adil ve özgür bir yapılanmanın gereksinimleri doğrultusunda şekillendirilememiş olması meselesidir. Dolayısıyla 28 Şubat ve 15 Temmuz gibi darbelerle mücadele, hakkı ve adaleti üstün tutmak, sistemi bu ilkeler doğrultusunda dönüştürme mücadelesidir. Zira 28 Şubat ve 15 Temmuz darbeleri yapma-inşa etme iddiaları olan değil muhtemel bir yapma-inşa etme girişiminin önünü almaya, set çekmeye ve onu ifsat etmeye dönük hamlelerdir.

 

 

Ali AYDIN

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL SEKRETERİ

 

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.