Özgür Eğitim-Sen

Tevhid-i Tedrisat ve eğitim çerçevesinden ‘dindar nesil’ meselesi

25.11.2016
A+
A-
Tevhid-i Tedrisat ve eğitim çerçevesinden ‘dindar nesil’ meselesi
 
 
 Başbakanın “dindar nesil yetiştirmek istiyoruz” sözleriyle başlayan tartışma devam ediyor. Cumhuriyet dönemi eğitim ideolojisinin pozitivist dünya görüşü ve Türk milliyetçiliği üzerine inşa edildiği bir ülkede meseleye birde “eğitim” çerçevesinden bakmak gerekir. Bilindiği gibi Türkiye’de “milli eğitimi” -Cumhuriyet dönemi boyunca- Kemalist CHP ideolojisi yön vermiştir. Eğitim kurumları resmi ideolojinin yeniden üretim merkezleri olarak kurgulanmış ve CHP’nin altı oku yasa ve yönetmeliklerle eğitimin tüm unsurlarına sirayet ettirilmiştir. Resmî ideolojinin içselleştirilmesi için eğitimin her şeyden evvel milli ve pozitivist bir nitelikte olması gerekiyordu. Dolayısıyla başta din olmak üzere bu amaca zarar verecek her türlü aykırılığa asla müsaade edilmedi. Kısacası eğitim, ulus devletin ihtiyaçları doğrultusunda kurgulandı.
Ders kitaplarında Milli İman, Dinî İman ayrımı;
 
Tek parti döneminin Kemalist eğitim anlayışı özellikle Vatandaşlık, Yurt Bilgisi, Din Kültürü ve Beden Terbiyesi gibi derslere çok önem vermiştir. Maarif Vekâleti, eğitimi, öğretmenleri ve okulları kutsallaştırarak bireye devlete karşı vazifelerini öğreten milliyetçilik dozu yüksek bilgileri ders kitaplarına yerleştirmiştir. Örneğin dönemin ders kitaplarında “ Dünyada anamızdan da canımızdan da çok sevdiğimiz iki şey vardır; Türk yurdu ve Türk milleti” türünden bilgilere sıklıkla rastlamaktayız. 1927 yıllarında Abdülbaki Gölpınarlı’nın ilkokullar için yazdığı Din Kültürü kitabında ise iman “dinî” ve “milli” iman olmak üzere ikiye ayrılıyor. Milli iman bahsinde; “Bizim bir de milli imanımız vardır. Biz Türküz. Türkler medenidir. Milletimiz daima ileri gidecek, düşmanlarımızı alt edecektir. Türk adı anılınca göğsüm iftiharla kabarır, basım yükselir. Milletime, vatanıma faydası dokunanları severim, mübarek yurduma fenalık edenleri hiç sevmem. İste bu milli iman, bizi yaşatacak, ilerletecek imandır. Bugün Türkiye Cumhuriyeti hükümetine tabi olanların hepsini bu iman birleştiriyor. Biz bu milli imanı, büyük Cumhurreisimiz Gazi Mustafa Kemal Hazretleri’nin ve onun vatansever arkadaşlarının gayretiyle, Cumhuriyet sayesinde kazandık” deniliyor.
 
“İmanı” bile milli olarak takdim eden bir anlayışın oluşmasına hatta Kemalistlerin neredeyse milli marşı konumuna gelen 10. Yıl Marşı’nda “Türk’üz, bütün başlardan üstün olan başlarız, Tarihten önce vardık, tarihten sonra varız, imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış bir kitleyiz” türü ifadelerin milli eğitimi anlayış olarak beslemesine neden olan Türk milli eğitim tarihindeki en önemli gelişme; 1924 yılında yürürlüğe sokulan Tevhidi Tedrisat yasasıdır.
 
Kimse kendi inancına göre insan yetiştiremiyor;
Bugün farklı kesimlerin kendi inanç sistemlerine göre insan yetiştirmesinin önündeki en büyük engellerden birisidir bu yasa. Çünkü bu yasayla hedeflenen tüm ulusun tek bir terbiye sistemi ile yetiştirilmesidir. Daha da önemlisi eğitim kurumları tamamen devlet tekeline alınarak Althusser’in ifadesiyle birer ideolojik aygıta dönüştürülmüştür. Din eğitimi, din görevlilerinin yetiştirilmesi ve tüm eğitim görevleri Maarif Vek leti’ne verilmiştir. Bir bakıma din devletten ayrılmamış bilakis devletin emrine verilmiştir. Yasayla devlet tarafından kurulmuş olan din okulları kapatılmış, sivil okullarda din dersi kaldırılmıştır, devlet okulları dışında din eğitimi verilmesi 1924 yılından itibaren suç haline getirilmiştir 1924’ten günümüze kadar da Talim Terbiye Kurulunun onayını almamış hiçbir ders kitabı devlet okullarında okutulmamıştır. Kısacası eğitim doğrudan devletin resmi ideolojisine uygun bireyler yetiştirme işlevini üstlenmiştir.
 
İnönü 5 Mayıs 1925 tarihinde Muallimler Birliği Kongresi’nde yeni terbiye sisteminin esaslarını şöyle ifade ediyordu: “Milli terbiye istiyoruz; bu ne demektir. Bunu zıddile daha vazıh anlarız. Milli terbiyenin zıddı nedir derlerse söyleyebiliriz, bu belki dini terbiye yahut beynelmilel terbiyedir. Sizin vereceğiniz terbiye dini değil milli, beynelmilel değil millidir. Sistem bu. Dini terbiyenin milli terbiyeye taarruz teşkil etmediğini, zaman, her iki terbiyenin kendi yollarında en temiz bir tecelli göstereceğini isbat edicektir. Beynelmilel terbiyeye gelince esas itibariyle dini terbiye dahi bir nevi beynelmilel terbiye demektir. Bizim terbiyemiz kendimizin olacak ve kendimiz için olacaktı.
 
Din yok milliyet var!
O dönem “Din Yok, Milliyet Var” başlıklı bir kitapta yazılmıştır. Kitap” Tek parti dönemin idarecileri tarafından rağbet gören yazarlardan aynı zamanda Samsun Milletvekili olan Ruşeni Barkur’un 25 Ekim 1926 yılında Atatürk’e sunduğu 247 sayfalık meşhur kitabıdır. Başlıktan da görüldüğü üzere bu kitapta milliyetçilik neredeyse dinin yerine alternatif olarak önerilmektedir. Kitapta şu ifadeler dikkat çekicidir.” Benim dinim benim milliyetimdir… Bizim kutsal kitabımız, bilgiyi esirgeyen, varlığı taşıyan, mutluluğu kucaklayan, Türklüğü yükselten ve bütün Türkleri birleştiren ulusalcılığımızdır. O halde felsefemizde din kelimesinin tam karşılığı ulusalcılıktır. Ulusunu seven, ulusunu yükselten ve ulusuna dayanan insan, her zaman güçlü, her zaman namuslu ve her zaman onurlu bir insandır.”
 
Kısacası Tevhidi Tedrisat yasasıyla birlikte devletin aynı zamanda “dini kontrol altında tutma” yönünde bir politika geliştirdiğine tanıklık etmekteyiz. Bu bakımdan bugün Sayın Başbakan “dindar nesil yetiştirme” talebini Tevhid-i Tedrisat yasasıyla birlikte telaffuz edebilmeliydi. Bugün Türkiye’de bir din ve vicdan özgürlüğü sorunu ile beraber din eğitimi sorunu varsa bu sorunun kaynağını tek parti döneminin kendine has ürettiği laiklik uygulamaları ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması Hakkında Kanun vb. düzenlemelerdir. Dünyadaki gelişmiş demokrasilerin hiçbirisinde “din” bir kurumun tekelinde bırakılmamaktadır.
 
Alternatif dinî eğitim modelleri yok değil;
Bu nedenle evrensel hukuka aykırı bütün düzenlemelerin anayasadan çıkartılması gerekmektedir. Özelikle yeni anayasa sürecinde ülkenin demokratikleşmesi adına eskiden kalma yasaların reforme edilmesi büyük önem arz etmektedir. Her din ve mezhebin özgürce örgütlenmelerine anayasal güvenceler getirilmelidir. Ülkemizde yaşayan farklı inançların, görüşlerin ve mezheplerin kendi okullarını açmalarına ve müfredatlarını kendilerinin belirlemelerine imkân verilmelidir. Bırakalım herkes kendi inancına göre neslini ve din adamını kendi bildiği yoldan yetiştirsin. Ruhban okulu açılsın, Aleviler, farklı inançlar kendi inançlarını özgürce yaşasınlar. Günümüz Türkiye’sine yakışan da bu değil midir?
 
Diğer taraftan bugün Türkiye’de yaşanılan “dini eğitim” sorunuyla ilgili olarak alternatiflerde yok değildir. Bunlardan en önemlisi Hasan Yücel Başdemir’in “Din Dersleri ve Alevilerin Aktarılması” başlıklı makalesinde önerdiği “Hamburg modeli” ile çoklu müfredatın uygulandığı İngiltere modeli”dir.. Hamburg modeli, bütün dinleri içermektedir. Öğrencilerin velileri seçilen ders konusunda bilgi sahibi olan kişilerdir. Sabit bir müfredat yoktur diyaloga dayalı bir öğrenme yöntemi izlenir. Bireyler dini fikirlerinden ötürü dışlanmaz, baskı altına alınmaz. Derslerde farklı dini inançlardan merak uyandıran materyal ve konular kullanılır ve öğrencilerin şahsi bilgi ve tecrübelerine başvurulur. İngiltere’de ise devlet okullarının hiçbirinde din dersi müfredatı belirli bir mezhebin muhtevası esas olarak hazırlanmaz. Din derslerinin müfredatı bağımsız din adamlarının da içinde yer aldığı ve belirleyici olduğu komisyonlar tarafından yazılır. Ve devlet bunları denetlemez. Din eğitiminde yaş sınırlaması da yoktur. Örneğin ABD’de farklı inanç grupları kendi dini eğitimlerini verme konusunda özgürdürler.
 
Başbakan Tevhidi Tedrisat’ı tartışmaya açmalıdır;
Bizde ise ne yazık ki dinle ilgili konular dahi -yazımın başında da ifade ettiğim gibi- endoktrinasyon amacıyla sunulmaktadır. Oysa birey seçtiği dini aynı inanca mensup insanlarla oluşturduğu cemaatlerle yaşama yayma ve örgütleme hakkına sahip olmalıdır. Ne yazık ki hali hazırda yürürlükte tutulan Tevhidi Tedrisat yasası buna manidir. Bu bakımdan tartışmalara mutlaka bu yasa da dahil edilmelidir. Başbakandan bu yasanın günümüz Türkiye’sinin taleplerini ne kadar karşıladığını, getirilerini ve götürülerini dair bir tartışma başlatmasını talep ediyoruz. Kaldı ki sayın başbakanın istediği gibi”dindar nesil yetiştirme” önerisine bu yasa “yetiştiremezsin” demektedir. Bu bakımdan eğitim tek parti zihniyetinin tahakkümü altından kurtulmalıdır.
 
Ufuk Coşkun
 
Özgür Eğitim-Sen GYK Üyesi
 
TARAF

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.