Özgür Eğitim-Sen

Ufuk Açan Çağrı!

30.12.2016
A+
A-
Ufuk Açan Çağrı!
Son günlerde gittikçe artan bir şekilde varlığını hissettiren “din eğitimi” ve “İmam-Hatip Okulları” tartışmasına ilişkin Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki DEĞER’ den ufuk açan bir katkı geldi.
 
Genel Başkanımız bugün Milat’ta yayımlanan yazısında “Eskiden kısır koşullarda erişim engelleri üst üste binmiş camiamız için mücadele “surda gedik açma” mücadelesiydi. Bugünkü mesele başka boyutlarda. Sistem değişmiş, sistemin içerisinde yer aldığı dünya değişim halinde ve şüphesiz dün “surda gedik açma” motivasyonunda ve ufkunda olanların sistem içi konumları bambaşka bir düzlemde.”, diyerek önemli tespitlerde bulundu.

 

Özgür Eğitim-Sen Genel Başkanı Abdulbaki Değer'in o yazısı

 

"Yaklaşık bir ay önce çeşitli vesilelerle değindiği din eğitimi/imam hatip okulları mevzusunu yeniden yazan Hayrettin Karaman Hoca yazısını şöyle bitirmişti: “Son birkaç yazımda bu iktidarın engellerini kaldırdığı imam hatip okulları, seçmeli din dersleri bugün de kıyafet serbestliği nimetlerini hatırlattım. Bu nimetlerin şükrünü eda etmezsek kaybedebiliriz. Şükrünü eda etmek ise onları, amacına uygun olarak kullanmaktır. Birçok kimsenin tepkisine sebep olmayı göze alarak şunu söyleyeceğim: Edep, ahlak, nezaket ve zarafet olmayacaksa ne sakalınız olsun ne de başörtünüz!”

 

 

Hayrettin Hocanın ısrarla üzerinde durduğu konunun geleceğimiz açısından hayati önemde olduğu aşikar. Nitekim bu kadar üzerinde durulmasının nedeni de budur. Lakin mevzuya ilişkin kavrayışımız, tartışma biçimimiz ve düzeyimiz hala Cumhuriyet'in radikal pratiğine odaklı şekilde geçmişin kıskacından bir türlü çıkamadığımızın göstergesidir. 

Hayrettin Hocanın okuması da camianın genel okuması da malesef bu kıskacın kısırlığında seyrediyor.

 

Zira devletin kamusal hayatın kılcal damarlarına değin sistematik bir şekilde uyguladığı sosyal mühendislik uygulamalarını, dine ve dindarlara dönük çepere süpürme siyasalarını püskürttüğümüzde ve dine ve dindarlara çevrilen araçlarısiyasal hamlelerle ele geçirdiğimizde meselenin kendiliğinden hal edileceğini, muhayyilesi 30'ların-40'ların çoraklığında çakılı kaldığı için ele geçirilen araçların tahkiminin hem nitelik ve seviye artışına hem de şükrün edasına götüreceği varsayılıyor. Bu muhayyilede imam hatip okullarının taşıdığı anlam ve önem elbette bilinmektedir ve aksi bir söylemin dile gelmesi düşünülemez. Ancak bu okulların anlam ve önemi de kavranması ve bugün bir şükrün edası için vesile edilecekse tam da bu yüzden din eğitimini, imam hatip okullarını içerecek şekilde yeniden düşünmek, bir daha düşünmek mecburiyetimiz var. Zira imam hatip okullarıyla iktifa etmek, elde edilmiş ve edilebilecek tek seçenek olarak onları kodlamak bizatihi nimete karşı nankörlük olabilir.

 

Öncelikle şunun altını çizelim: imam hatip okullarında yetişen ve camiamızın hafızasında önem-anlam taşıyan başarı varsayıldığı gibi bu okulların marifeti mi sayılmalı? Bu okullar bir hassasiyeti-hissiyatı üreten ve dağıtan merkezler olarak mı tebarüz ettiler? Kendilerine gelen insanlara onlarda olmayan birşey mi aşıladılar? Yoksa bu okullara gelen öğrenciler zaten belirli bir hassasiyet-hissiyatı taşıyan, bu şekilde motive edilmiş, kendileri için yasal zemin arayan insanlar mıydı? Başarı hassasiyet-hissiyat sahibi bu insasnların, ailelerinin ve herbirinin muhayyilesinde canlı bir sosyal-siyasal mühendislik cenderesine gösterdikleri sınıfsal-kültürel refleksin-açlığın, ihtiyacın doğal sonucu muydu? Bu okullara yanlarında gün yüzüne çıkmak için fırsat kollayan, ortam arayan insanlar mı taşıdılar?

 

Buna ilişkin sosyal bilimcilerin derinlikli araştırmalarına muhtacız. İmam hatip okullarının bizatihi ismi-yapısı kaynaklı bir seviye-nitelik-başarı denklemini çözümlemek gerekiyor. Bu açıdan tekraren bu okullara gelen öğrencilerin hazır bulunuşluk durumları, açlık ve beğeni dünyaları, bir neslin derd-i ızdırabını genlerinde taşıyan, dışlanmış-gayrı meşru görülmüş-kapatılmış olmanın sancılı sermayesi ile yüklü olduklarını unutmayalım. 

 

İkincisi, din-diyanet-iman-İslam vs. gibi alanlarda uygulanagelen kamu politkaları kendi niyeti ve arzusu hilafına maziyi, hafızayı, dokuyu ve iklimi albenili kılan, sahiplenme ve koruma refleksi oluşturan bir ortam yaratıyordu. Bir açlık, cazibe merkezi olarak dine-dindarlığa ilişkin araçları, alana uygulanan haksız ve yoğun baskının haksızlığında kazandığı abartılı anlamdan, geçirdiği netameli koşulların kısırlığında şekillenmiş hafızanın tasallutundan çıkarmamız gerekiyor.

 

Bugünün akışkan dünyasında nasıl aşındığımız, tutamaklarımızı yitirdiğimiz ve kuşaklararası kültürel aktarım bahsinde nasıl patinaj halinde olduğumuz, yeni neslin elimizden kayıp gittiği, kayıp gitmesine yol veren bir dinamiğin günbegün hızlandığı görülmek durumundadır. Mesele önceki dönemin kıt koşullarını, ele geçmeyen imkanlarını sıralayıp bugünkü neslin kadir bilmezliğinde tüketilmemelidir. Mesele nereden nereye geldiğini idrak etmeyen bu gençlerin şükürsüzlüğüne yontulmamalıdır. Daha büyük bir dalganın etkisi altındayız.

 

Daha büyük bir kuşatmanın cenderesindeyiz. Dolayısıyla Hayrettin Hocanın sıraladığı “edep, ahlak, nezaket, zarafet” gibi hususlar mektebin içinde sentetik halde üretilip yaygınlaştırılacak hususlar değil. Dikkat buyurunuz, Ziya Gökalp yüzyıl önce “bizde mektep ve medrese gençlerin ahlakını bozuyor” tespitini yapıyordu. Bizim eğitim okumamız hala son derece yüzeysel ve aktarılacak bilginin değişimiyle hal olunacak bir şey olduğuna dayanıyor. Ayet, hadis verdiğimizde din eğitimi yaptığımızı, dil bilgisi öğrettiğimizde dil öğrettiğimizi zanneden bir naiflikte. Halbuki meselenin zaten verilecek şeyle iktifa edilemeyeceğini, veriliş yerinin, zamanının, şeklinin, usulünün, gizli müfredatın, verilen ile toplumun kültür-inanç evreni arasındaki ünsiyetin temellendirilmesi zarureti var.

 

Eskiden kısır koşullarda erişim engelleri üst üste binmiş camiamız için mücadele “surda gedik açma” mücadelesiydi. Bugünkü mesele başka boyutlarda. Sistem değişmiş, sistemin içerisinde yer aldığı dünya değişim halinde ve şüphesiz dün “surda gedik açma” motivasyonunda ve ufkunda olanların sistem içi konumları bambaşka bir düzlemde.

Dolayısıyla bütün bu bileşenler üzerinden sürdürülecek tartışmanın ehemmiyeti ortadadır. Diğer bir nokta eğitim mevzusu hala eğitim denilen ameliyenin küçük bir bileşeni olan “mektep”  lokasyonu üzerinden giderilmek istenmesidir. Meselenin sadece iktidar, siyaset meselesi olmadığı tam tersine toplumun sivil dinamiklerinin gündem etmesi, el atması, sorumluluk hissetmesi gereken bir ahval arz ettiği izahtan varestedir. Nitekim Anadolu'ya girişimizi mümkün ve yurt edinmemizi sağlamlaştıran “katalizör dervişleri”, erenleri sosyal dokuyu dönüştüren ruh mimarlarımızı hatırlar isek kazmayı nereye vuracağımızı bilmiş olacağız. Aksi takdirde Baudrillard'ın işaret ettiği gibi “çaresiz stratejiler” de zaman öldüreceğiz."

 

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.