Özgür Eğitim-Sen

YENİ EĞİTİM YILI VE SİSTEMİN SORUN ALANLARI

26.11.2016
A+
A-
YENİ EĞİTİM YILI VE SİSTEMİN SORUN ALANLARI
 
 
 Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Abdulbaki Değer, yeni eğitim yılı başlarken eğitim sisteminin sorun alanlarına işaret ederek kapsamlı bir değerlendirmede bulundu:
 
 
Yaklaşık üç aylık bir tatil periyodunun ardından milyonlarca öğrenci ders başı yapacak. Öğrencilerin, eğitim çalışanlarının, velilerin ümit, telaş ve heyecanla hazırlandıkları eğitim-öğretim sezonu sistemdeki pek çok sorunla birlikte açılmaktadır. Toplumsal-siyasal yaşamımızdaki pek çok sorunun doğrudan yansıdığı eğitim-öğretim sistemini bu açıdan tartışmak, sorunsallaştırmak hayati derecede önemlidir. Devlet tekelinde sürekli olarak toplumu yeniden kurucu bir sihirli değnek hüviyetinde algılanan sistemin malul olduğu sorunları bu vesile ile kamuoyu ile paylaşmakta yarar vardır. Eğitim-Öğretim sisteminin problem alanlarını belirli başlıklar altında sıralamak mümkündür. Sistemin toplumun tüm kesimlerini etkileyen bu sorun alanlarını yüksek sesle tartışmak, gündemde tutmak başlı başına önemli bir iştir. Sistem üzerindeki tartışma genel itibariyle teknik meseleler odaklı olup eğitimin-öğretimin niteliğine ilişkin paradigmatik sorgulamalar akademik çevrelerde bile maalesef yapıl(a)mamaktadır. Sorun alanları olarak ülkemizde tarihsel olarak teknik donanım eksikliği, sınav sistemleri ve personel yeterliliği ileri sürülmektedir. Oysa Cumhuriyet’in başından hatta Osmanlı’nın son dönemlerinden itibaren sıralanan tüm sorun alanlarında belirgin iyileşmeler gerçekleştirilmiş ancak eğitime ilişkin memnuniyetsizlik ters orantılı olarak artmıştır. Dolayısıyla eğitime erişim imkânlarının arttığı, teknik donanımın görece iyileştiği, personel yeterliliklerinin iyileştiği bir süreçte yapısal bir başarısızlık durumun ortada olmasının nedenleri üzerinde tartışmak, ideolojik-politik indirgemecilikten uzak derinlikli analizler yapmak acil bir konu olarak önümüzde durmaktadır.
 
1-Sistemin Temel Sorun Alanı Olarak Hak ve Özgürlükler
 
Eğitim-öğretim sisteminin temel sorunu hak ve özgürlükler sorunudur. Eğitim sisteminin temel mantığını hala modern devletlerin başlangıcındaki eğitime yüklenen misyon belirlemektedir. Devletin ideolojik-politik niteliklerini benimsemiş vatandaş ve ekonomik sistemin ihtiyaçlarını karşılayacak işgücünün üretimine hasredilmiş bir eğitim-öğretim sistemi, yaşam biçimlendiren bu yapısı itibariyle hak ve özgürlüklere duyarsız olduğu gibi aynı zamanda yapılanma biçimi ve süreci ile de buyurgan ve kapatıcı bir hüviyettedir. Hiç şüphesiz içerisinde yer aldığı siyasal sistemin talep ve beklentilerine göre organize edilmiş Eğitim-Öğretim sisteminin hak ve özgürlükler ile ilgili sorunları sıralandığında siyasal sistemimizin sorun alanları ile birebir çakıştığı rahatlıkla görülmektedir. 
 
Zorunlu Eğitim: Modern dünyanın fetişleştirilmiş alanlarından bir haline gelen zorunlu eğitim maalesef ülkemizde de bu yapısı itibar ile tartışma dışı tutulmaktadır. Zorunlu eğitime ilişkin bir sorgulamanın alternatifi olarak cehalet isteği şeklinde kodlanma, algılanma sıkıntısı yaşanmaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye’de de tüm verileri ile zorunlu eğitim sistemi başarısızlıkla malul iken mevcut hükümet döneminde bunun iyileştirilmesine dönük bir sorgulama yerine zorunlu eğitimin süresi sekiz yıldan on iki yıla çıkartıldı. Sistem içerisindeki öğrencilerin ve velilerin görüş, beklenti ve taleplerine kulak vermeden okula bağımlılığı on ikiye yıla çıkaran yeni düzenleme eğitimde bir nitelik arayışından ziyade en iyimser ifadeyle istatistikî bir gelişmeyi ve on milyonları bulan bir nüfusu kontrol etmeyi hedeflemiştir. Standart bir müfredat aktarımının belirli yaş aralığındaki bir nüfusa yasal bir zorunluluk üzerinden belirli bir yöntem, belirli bir zaman, belirli mekânlarda hiyerarşik bir şekilde aktarılmaya çalışılmasının tarihsel hasılası ve barındırdığı insandışılık göz önünde bulundurularak tartışılmayı beklemektedir.
 
İdeolojik Eğitim Sorunu: Milli Eğitim sistemi tüm yasal dayanakları ile yoğun bir ideolojik belirlenmişlik içerisinde debelenmektedir. Anayasa’nın başta 42. Maddesi olmak üzere 24. ve 174.madde ideolojik parametreleri çizerken, Milli Eğitim Temel Kanunu ve diğer ilgili yasal metinler sisteme ilişkin ideolojik kuşatmayı çerçevelemektedir. Eğitim-öğretim sisteminin yapılanmasında toplumun tarihsel-kültürel ve inançsal düzlemdeki gerçekliği yerine, siyasal sistemin ideolojik-politik tahayyüllerinin yegane belirleyici ve meşru tutum olarak belirlenmesi özü itibari ile eğitim-öğretim sisteminin topluma dönük operasyonel bir aygıt olarak tahkim edilmesidir.
 
Anadilde Eğitim Sorunu: Uluslar arası pek çok belge ile temel bir insan hakkı olarak kabul edilen Anadilde Eğitim Hakkı, ülkemizde Anayasa’nın 42.maddesi nedeniyle gayr-ı meşru bir pozisyondadır. Kamuoyunun düşük yoğunluklu tartışma gündemlerinden biri olan Anadilde Eğitim meselesi, eğitim sisteminin temel sorunlarından birisi olmakla birlikte ülkemizde tartışma biçimi ve düzeyi ile insan hakkı olarak değil ülkenin birlik ve bütünlüğü retoriği üzerinden doğrudan devletin güvenlik siyasetine bağlanmıştır. Anadilde Eğitim hakkının kullanımını askıya alacak hiçbir gerekçenin meşru bir temel bulamayacağı günümüzde, sorunu güvenlik siyasetinin angajmanına terk etmek milyonlarca insanın hakkını gasp etmek anlamına geldiği gibi bu insanları üstü örtülü bir şekilde devletin olağan şüphelilerine dönüştürmektedir. Ayrıca tarihsel tecrübe ile bilinmektedir ki temel insan haklarını ihlal ederek güvenliğini garanti altına alan bir devlet bulunmamaktadır. Tersine hak ve özgürlük alanının genişlemesi ile toplumsal huzura ve barışa ulaşmak hem insani, hem makul hem de daha kolay olandır.
 
Kılık Kıyafet Sorunu: Türkiye’nin uzun yıllardır süre gelen tartışma konularından birisi olan kılık-kıyafet problemi tartışmasız bir şekilde temel insan hakkı ihlali niteliğindedir. Makul ve mantıklı hiçbir gerekçeye dayanamayan bu keyfi uygulama, yalın haliyle insanların bedenleri üzerinde kurulmak istenen kaba bir tahakkümdür. Sosyal-kültürel ya da inanç temelli bir kıyafetin ideolojik bir keyfilik üzerinden gayr-ı meşru ilan edilmesi, aidiyetlerinin göz ardı edilerek toplumun kişiliksizleştirilerek aşağılanması demektir. Günümüz dünyasında konuşulması bile abes olan bir konunun tüm eğitim kademelerindeki öğrencilere ve çalışanlara fiili olarak uygulanması, ülkenin demokratik standartlarının ve insana verilen değerin niteliğine ilişkin ayna tutmaktadır.
 
Din Eğitimi Sorunu: Zorunlu Din dersi, başörtüsü, imam-hatip okulları vs. gibi başlıklar altında tartışılan sorunlar, temelde din-devlet ilişkisindeki çarpıklığın eğitim sistemine olan yansımasıdır. Din eğitimi ve öğretimini tekeline alan devlet, toplumun tüm kesimlerine meşru gördüğü anlayışı vermeye çalışmaktadır. Din alanına ilişkin devletin almış olduğu pozisyon, temel bir hakkın önünün açılması değil olası bir direnme odağının kontrol altına alınmasıdır. Bu açıdan devlet, dini, müntesipleri tarafından yaşanmasının önünü açmayı değil, kendisinin kontrolünde ve olumladığı oranda, denetimli bir şekilde verilmesi gereken bir hak olarak görmektedir. Bu anlayış özü itibari ile dinin devletin kontrolüne girmesi, siyasal sistemin aparatına indirgenmesi demektir.
 
Törenler-Ritüeller: Eğitim-öğretim sisteminin temel sorun alanlarından birisi de sistemi seküler bir ayine dönüştüren periyodik törenler ve ritüellerdir. Saygı duruşu, İstiklal Marşı, Andımız, Resmi Bayramlar ve Anma törenleri gibi uygulamalar üzerinden insanlar disipline edilmeye çalışılmaktadır. Günlük tekrarları, uzun hazırlık dönemleri ile eğitici olmaktan ziyade bezdirici olan bu uygulamalar halelendikleri ideolojik söylem nedeniyle tartışma dışı tutulmakta, sistemin katlanılması gereken sevimsiz pratiklerine dönüşmektedirler.
Sıralanabilecek pek çok sorun alanı ile eğitim-öğretim sistemi içerisinde temel hak ve özgürlükler ihlal edilmektedir. Her biri uzun uzadıya detaylandırılıp tartışılması gereken sorunlar ideolojik-politik çekişmeler içerisinde çözüm beklemektedirler. Toplumun, yasal yükümlülük altına alınarak sisteme alındığı ancak temelde hiçbir şekilde sistem içerisinde ne öğreneceğine, nasıl öğreneceğine, nerede öğreneceğine, kimden öğreneceğine karışamadığı katı, hiyerarşik bir yapılanma ile karşı karşıyayız. Bu yapısı itibariyle otoriter, buyurgan olan sistem, hak ve özgürlüklere baştan kapalı ve duyarsız bir konuma yerleşmiş bulunmaktadır.
 
 
2-Eğitim Çalışanlarının Yaşadığı Sorunlar
Eğitim sistemindeki temel sorun alanlarından biriside hiç şüphesiz sistemin temel bileşenlerinden birisi olan Öğretmenlerin yaşadıkları sıkıntılardır. Tarihsel olarak sistem içerisinde Öğretmen, yoğun bir ideolojik-politik siyasetin aktarıcısı olarak yükümlülük altına alınmış, tabiri caizse ideolojik ajan olarak konumlandırılmıştır. Topluma dönük bir devşirme avcısı olarak rol üstlenmesi beklenen Öğretmen, ağdalı bir retorik üzerinden taltif edilirken, soysal ve ekonomik olarak sürekli asgari yaşam koşullarında yaşam sürdürmeye mahkûm edilmiştir. Hükümet Programlarında, Eğitim Şuralarında, Kalkınma Planları gibi temel metinlerin tümünde Cumhuriyet’in başından bugüne değin konumunun iyileştirileceğine dair vaatler sıralanan Öğretmenler, başta kendi kurumları olmak üzere toplum nezdinde de itibarsız birer nesne konumdadırlar. Yoğun bir müfredatı aktarma yükümlülüğünün yanı sıra sağlıksız çalışma koşulları içerisinde pek çok eğitim-öğretim dışı angarya yük ile bağlanmış olan Öğretmenler, militer bir anlayışla okuldaki güvenliği, disiplini sağlamaya çalışırken diğer taraftan ne işe yaradığı belli olmayan kırtasiyecilikle didişmektedirler. Devletin sivil askerleri hüviyetinde nöbet tutmaktadırlar. Derslerin paket programlara evrildiği bir süreçte, başı sonu belli olan derslerin edilgen bir aktarıcısı olarak kodlanan öğretmen sınıf içi özerkliğini tamamen yitirerek bağımlı bir robota indirgenmektedir. Periyodik olarak bağlı bulunduğu bakanlık başta olmak üzere yetkililer tarafından günah keçisi ilan edilip fiili (ücreti, çalışma koşulları vs. ile) ve sözlü bir aşağılamaya maruz bırakılan eğitim çalışanlarının durumu ciddi bir sorun olarak orta yerde durmaktadır.
 
3- Eğitim Ortamları ve Çalışma Düzeni Sorunları
 
Hizmet verdiği nüfus ve istihdam ettiği personel sayısı ile devletin en büyük kurumu olan Milli Eğitim Bakanlığı, hem eğitim ortamları hem de çalışma düzeni itibari ile büyük sorunlarla uğraşmaktadır. Eğitim sistemi, bölgesel-yerel gerçekliği göz ardı eden merkeziyetçi yapısı, tüm kademeleri arasındaki aşırı kırtasiyecilik, hantal bürokrasisi ile içerikten yoksun, asl olanı unutup günü kotarmaya çalışan şekilcilik ile Alev Alatlı’nın tabiri ile “mış” gibi yaparak varlığını sürdürmektedir.
Eğitim ortamları mimari bir estetikten, incelikten yoksun kışla tipi yapılar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Coğrafyanın, iklimin, kültürün hiçbir şekilde yansımadığı bu ortamlar hizmet sundukları insanların ne fiziksel, ne sosyal ne de psikolojik ihtiyaçlarını dikkate almaktadırlar. Merkezi bir planlama üzerinden memleketin doğusundan batısına serpiştirilen tip projeler üzerinden çalışmalar yürütülmektedir. Altyapı sorunları, hijyen, ihtiyaca cevap veremeyen kapasiteler ve gerekli yardımcı personellerin olmayışı gibi hususlar sağlıksız ortamları iyice içinden çıkılmaz bir hale sokmaktadır. Temel eğitim ve orta öğretim kurumlarının büyük çoğunluğu kendilerine ayrılmış bir bütçeden yoksun olarak ihtiyaçlarını gidermeye çalışmaktadırlar. Eğitimin zorunlu ve parasız olduğu Anayasa’da dile getirilmiş olmakla birlikte eğitim kurumlarının finansmanının sağlanmasında veliler hala gönüllü(!) olarak aidat ödemektedirler. 
Elli-almış metre karelik sınıflarda günde en az altı saat zaman geçiren onlarca öğrencinin oturma şekli, düzeni, disiplini dikkate alındığında bu yüzden bilfiil cezalandırıldıkları söylenebilir. Laboratuarların dersliklerden arta kalan kullanılması güç alanlarda (genellikle bodrum katlarında) ve Nuh Nebi zamanından kalma malzeme ve teknik donanımda olması başlı başına problemdir. Eğitim kurumlarının büyük çoğunluğu oyun alanlarından yoksun olarak hizmet vermektedir. Belediyeler tarafından bahçelerini asfaltlayanlar ve o asfalta askeri düzenin birinci basamağı olan uygun adım yürüme vb. pratikleri işler kılan beyaz çizgileri çizenler kendilerini şanslı olarak görmektedirler. Öğrenci başına düşen metre kare sayısının bir metre bile olmadığı, bir tane oyun araç-gerecinin olmadığı, bir fidanın dikili olmadığı binlerce eğitim kurumu varlığını sürdürmektedir.
 
4- Kademeler Arası Geçiş ve Sınav Sistemi
 
Bilindiği gibi eğitim sistemimiz 4+4+4 olarak adlandırılan ilk, orta ve lise şeklindeki on iki yılı kapsayan bir yapıdadır. İlk dördün standart olduğu sistemde ikinci dört kısmen farklılaşmakta (İmam Hatip Ortaokulu ve Normal Ortaokul), üçüncü dört ise merkezi sınav üzerinden yerleştirmenin yapıldığı farklılaşmış kurumlardan (Fen, Öğretmen, Sosyal, Spor, Teknik ve Meslek, Normal Liseler gibi) oluşmaktadır. Özellikle son dörtteki kurumlar arasındaki farklılaşmanın doğal sonucu olarak yerleştirmeler merkezi sınavlar üzerinden gerçekleştirilmektedir. Yanıltıcı bir sınavsız geçiş ideali, beklentisi başta Milli Eğitim Bakanlığı tarafından beslendiğinden periyodik olarak sınav sisteminde değişikliklere gidilmektedir. Sınavdan kaçışın mevcut yapı içerisinde mümkün olamayacağı ortadadır. Sınav sistemine ilişkin teknik bir takım düzenlemelerin yapılması elbette mümkündür ve doğaldır. Ancak eğitim sistemindeki nitelik sorununu uygulanan sınav sistemine bağlamak neden-sonuç ilişkisini çarpıtmak demektir. Aynı şekilde son zamanlarda okul dışı eğitim kurumlarını özellikle dershaneleri hedef alan söylem sapla samanın iyice karıştırıldığı bir kafa karışıklığını yansıtmaktadır. 
Eğitim sistemi içerisindeki bazı sorun alanlarının kısa başlıklar halinde vermeye çalıştığımız yazıda sıralanmayan pek çok sorun söz konusudur. Bu sorunlara özellikle ideolojik-politik kaygılardan mülhem hazır cevapların verilmesinden bir an önce kurtularak yol almak durumundayız. Tarihsel olarak bakıldığında Türkiye’de siyasi iktidarın değişimi özü itibari ile eğitim sistemine ilişkin bir bakış açısı değişikliğini maalesef beraberinde getirmemiştir. Her gelen iktidar eğitim sistemini araçsal bir boyuta indirgeyerek muhayyel toplumu ve ilişki ağını bu sistem üzerinden yeşertmeye çalışmıştır. Toplum kurucu bir aygıt olarak ele alınan eğitim sürekli olarak ucu topluma döndürülmüş istenileni doldurma, yükleme istasyonuna indirgenmiştir. Toplum ile olan ilişkinin hiyerarşik olarak kurulması özü itibari ile ne verildiğini önemsizleştiren bir sürece dönüştürmektedir. Topluma rağmen ister Kemalizm, ister zorunlu din dersi verilsin ortada fark eden bir şey bulunmamaktadır.
Günümüz koşullarında yaşanan köklü değişimlerin eğitimin niteliğine ilişkin yarattıkları dönüşümü kavrayacak uzun soluklu tartışmalara ihtiyaç vardır. Mevcut olan eğitim sisteminin tarihsel toplumsal bir zorunluluk olmadığının bilincinden hareketle alternatif modellerin ya da en azından arayışların peşinde yol almak durumundayız. Aksi taktirde mevcut olan sistemin muhafazasına odaklanmış tarihsel pratiğin cenderesinde sıkışıp nefessiz kalacağız.
 
Abdulbaki Değer
Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri
 
 

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.