Özgür Eğitim-Sen

YETKİLİ SENDİKADAN ETKİLİ KIYIM

27.11.2016
A+
A-
YETKİLİ SENDİKADAN ETKİLİ KIYIM
 
 
 Antakya merkezde bir ilkokul.
 
İdarecileri yetkili sendikanın üyesi.
 
Görüşüşe göre işlerin tıkırında yürümesi gerekir. Çünkü sorun çıkaracak kimse yok.
Ancak her okulda vukua gelebilecek ufak- tefek olaylar bu okulda da meydana gelir. Normalde bir öğretmenin idare ile sorunu olmaz. Mesleğin gereği budur çünkü. Zira önemli olan öğretmenin öğrencileri ile kurduğu diyalogdur. Yani öğretmen dersine girdiği ve dersini anlattığı sürece öğretmenin idare bir sıkıntısı olmaz- olmamalıdır.
Görevini yapmayan öğretmenlere de ne yapılması gerektiği kanun ve yönetmeliklerle belirlenmiştir.
 
Uyarma- kınama gibi cezalar uyarı niteliği taşırlar. Hatalı kamu görevlisi, bu cezalardan aldığında daha dikkatli davranmak zorunda kalır. Hatada ısrar, basit suçları ağırlaştırır. Ancak yer değiştirme- terfi durdurma- aylıktan kesme ve meslekten çıkarma cezalar, görmezden gelinemeyecek fiiller için verilir. Şiddet kullanma- göreve sarhoş gelme- rüşvet- zimmet-hırsızlık gibi.
 
Ufak- tefek, hatta görmezden gelinmesi sorun oluşturmayacak davranışların cezalandırılmaları çok ama çok yanlış. Neticede öğretmen ve idareciler evlerinden sonra en fazla okulda vakitlerini geçirirler. Bir çalışan çoğu zaman ev halkından daha fazla işyerindeki arkadaşlarını görür. Amir ve arkadaşlarla da kavga edilir, kırgınlık ve küskünlükler yaşanır. Bunlar hayatın tuzu- biberidirler. Tuz, kararında kullanıldığında yiyeceklere tat verir. Fazlası, yiyeceği yiyecek olmaktan çıkarır.
İşyerlerimizde çalışanlar, ailemizden sonraki “ailemizin” fertleridirler. Sorunu olan, hasta veya başka sıkıntıları olan kişiler diğer arkadaşları tarafından kardeşçe kucaklanır ve kişi sıkıntılarından kurtuluncaya kadar deyim yerindeyse “idare” edilirler.
 
İşyerindeki basit sorunları çözemeyip işi soruşturma boyutuna taşıyan idareciler başarısız kimselerdir. O dedi- bu dedi gibi kıldan- tüyden işlere kafa yorup maiyetindeki kişilere soruşturma açan veya açtıran yöneticiler yanlış yaparlar. Devlet Memurları Kanundan daha büyük kanun, “delikanlılık- babacanlık” kanunudur. Sevgi- saygı ve anlayışla çözülmeyecek sorun yoktur.
 
Devlet Memurları Kanununu bir şey zanneden ve onu insanları hizaya sokmak için cömertçe kullananlar başarısız ve ileriyi göremeyen kimselerdir. Birilerini üzdüğünde üzdüğün kişilerin aile ve çevrelerini de üzmüş oluyorsun.
 
Anlatacağım olayın daha iyi anlaşılıp değerlendirilmesi için yukarıdaki girişi yaptım.
Merkezde bir ilkokul! Kıldan- tüyden tartışmalar, okul içerisinde çözülemez ve üç öğretmen Antakya’dan başka ilçelere gönderilirler.
 
[Bu kişilerin daha önce hiç soruşturma geçirmedikleri ve başarılı öğretmenler olarak tanındıkları onları tanıyanlarca dillendirilen bir husus]
Bayan olanın eşinin hiçbir sorunu olmadığı ama eşini desteklediği için bu muameleye maruz kaldığı belirtilir. Bayan çok başarılı bir öğretmen. Sürülen bayanın velilerinden biriyle karşılaşmıştım ve bana o öğretmenin mükemmel bir öğretmen olduğunu söylemişti. Çocuğunu ondan almıştı. Nedenini sorunca, öğretmen bir yıl tedavi gördüğünü anlatmıştı. Ne tedavisi acaba?
 
Evet bu öğretmen, tüm ilimizi yasan boğan “o” kazada yaralanıp aylarca tedavi gören öğretmendi. Erzin yakınlarında iki çocuğumuzu kaybettiğimiz o kazada bu öğretmen görev başındaydı.
 
Tedavisi aylarca sürmüş ama eski sağlığına bir türlü kavuşamamış..
 
Görevde yaralanan, deyim yerindeyse “sakat” kalan bu öğretmenin merdiven çıkamadığı, sağlıklı insanların rahatlıkla yapabildiği şeyleri yapamadığını söylemeye gerek yok. Genç yaşında bu duruma düşen öğretmeni anlayışla karşılamak yardımcı olmak gerekir.
 
İdare ise yardımcı olacağına bu öğretmene nöbet tutturma konusunda oldukça kararlı. Bu öğretmene nöbet tutturulmasa ne olacak? Çünkü nöbet, çoğu kurumda sembolik bir görevdir.
 
İdareye verilen rapor ve dilekçeler bile işe yaramaz. Okul yöneticileri durumu üst makamlara bildirdiklerini ver cevap beklediklerini söylerler. Çok basit, sıradan bir şeyin polemik konusu yapılması üzücü ve idarenin bazı hususları fark etmediğinin göstergesi.
 
Aynı yerde nöbet tuttuğum bayanlara nöbet tutturmadığımı hatırlıyorum. Nöbet denen şey, neticede iki volta atmak.
İdare, görevde sakatlanan bu öğretmene nöbet tutturma kararlılığını gösterdi. Bu konuda daha fazla konuşmak ayıp…
 
Sene sonu toplantısında yapılan bir tartışma, bardağı taşıran damla olur. Kıldan- tüyden bir tartışma. Bu tartışmayı izleyen başka bir tartışmada, ekders çizelgesinin neden ortaya konmadığı sorulur.
Toplantı yapılır. Toplantı tutanağında bahsi geçmeyen konular, üç öğretmenin aleyhine tutanağa geçirilir. Ardından birkaç veliden alınan dilekçelerle üç öğretmen sürülür.
Bu öğretmenlerin suçu ne diye sorulsa, idarenin vereceği cevap yok!
Görev nedeniyle sakat kalan bayan öğretmenin evde astım hastası bir de çocuğu var.
 
Maliyet ağırlaşıyor.
 
İşin en üzücü yanı, bir sendikanın o okulda çok örgütlü olması ve bu tayinleri bir sendikal faaliyete dönüştürmesi. Bu üzücü durumu daha da vahim hale sokan “o” sendikanın bahsi geçen kıyımı desteklemesi. Üç öğretmen milli eğitime çağrıldıklarında ben de onları yalnız bırakmamak için hemen yanlarına koştum. İki üyeye  sendika yetkililerini aramalarını önerdim. Sendika başkanının “başınızın çaresine bakın” ikazı, ikinci telefon görüşmesinde de yapıldı. Okul idarecilerinden birinin o sendikada yönetici olduğu söylendi. Bundan daha vahim olan husus ise karı- koca öğretmen de aynı sendikanın üyesi. Bunlardan daha da üzücü olanı, bu sendikayı ilimizde en üst düzeyde yıllarca temsil etmemdir.
 
Biz mazlumun yanında durduk hep. Benden sonrakiler tam tersini yapıyorlar.
Sonuç olarak, bahisleri geçen sendikanın ve okulun yöneticileri, bu atamanın Sayın Vali’mizin tasarrufları olduğunu kendilerinin sadece görevlerini yaptıklarını söylüyorlar.
 
Sayın Vali’ye gerçekler anlatılsa acaba Sayın Vali görevini yaparken sakatlanmış, merdiven çıkamayan üstüne üstlük evde hasta bir çocuğu olan başarılı bir öğretmeni sırf müdürüyle tartıştı diye başka bir ilçeye gönderir miydi?
Bu soruya benim vereceğim cevap: Asla
 
Sayın Vali’mizin bu haksızlığı gidereceğinden kuşkum yok. Neticede ailemizin reisi O!
Sürülen üçüncü şahıs bir bayan.
 
Velileri isyanda.
 
Sonuç olarak, sürülen bu üç şahısla, sendikal anlamda hiçbir bağım yok. Onlar başka sendikaların üyeleri. Ayrı sendikalarda olmamamız, onlara yapılan haksızlığa karşı çıkmamıza engel değil.
 
Bütün bunlara ilaveten, karı- koca sürülen ailenin bütün fertleri pırlanta gibi insanlar. Zekat ve kurbanlarını daima mazlumlara benim aracılığımla göndermekte oldukça titizler. Bu ailenin çocukları da aynı duyarlılıktadırlar. Defalarca, şahsıma mağdurlara verilmek üzere harçlıklarından kesip yolladıklarını biliyorum.
 
Kısaca, bu üç şahıs hak etmedikleri bir uygulamanın mağdurudurlar. Bu haksızlığa 
 
Sayın Vali’mizin dur diyeceğini ümit ediyorum.
 
Kamuoyuna saygı ile duyurulur
 
 
Ahmet Hamdi Ayan
Özgür Eğitim Sen Genel Başkan Yardımcısı

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.