Özgür Eğitim-Sen

YOK OLUŞUN EŞİĞİNDE BİR DEĞER: MEDRESELERİMİZ

26.11.2016
A+
A-
YOK OLUŞUN EŞİĞİNDE BİR DEĞER: MEDRESELERİMİZ
 
 
 Diyarbakır Özgür Eğitim Sen Şubemiz aylık periyotlarla düzenlediği Fikir Mektebi seminerlerinin bu ayki gündemi “Yok Oluşun Eşiğinde Bir Değer: Medreselerimiz” adı ile medreseler. Prof.Dr. Halil ÇİÇEK, Molla Sadullah ERGUN, Arş. Yzr. Fırat TOPRAK, Öğr.Görv. Abdussamed KAYA’nın katılımcı olduğu seminer, Sümerpark Resepsiyon salonunda gerçekleştirildi.
 
Kısa bir giriş yapan moderatör Abdussamed Kaya, sözü katılımcılara bıraktı. 
İlk sözü alan Prof. Dr. Halil ÇİÇEK kısaca şunları ifade etti:
Batı’daki üniversitelere tekabul eden Medrese, İslam orijinli bir eğitim merkezidir. Medresenin tarihteki ilk örneği Peygamber Efendimiz’in (s.a.w.) kurmuş olduğu Mekteb-i Suffa idi. Medreselerin kurumsallaşıp kök salması ise hicri 250’li yıllara dayanıyor.
Bizim medrese geleneğimiz sarf, nahiv, mantık, fıkıh vb. alanlardan oluşmakla birlikte öte tarafta pozitif bilimler, hikmet, takva vs.. gibi geniş bir alanı da temsil etmektedir.
Bugün maalesef, üniversiteler dahil tüm modern eğitim kurumları laik ve seküler bir zihniyete sahip. Zorunlu kılınan bu kurumlar doğal olarak laik ve seküler bireyler/zihniyetler üretiyorlar. Bu kurumlardan geçen dindarlar bile bu öğütücü seküler tornadan nasiplerini alıyorlar.
Medreselerin son bir iki yüzyılına baktığımızda, (özellikle Osmanlı’nın çöküş süreci) günah keçisi seçildiğini rahatlıkla görebiliriz. İslam aleminin tüm geri kalmışlığının tek müsebbibi eğer medreseler ise şunu sormak istiyorum: Evet, medresenin ciddi sıkıntıları vardı. Peki bu sıkıntılar neden ıslah edilme yoluna gidilmedi de Medreseler günah keçisi ilan edilip tedavülden kaldırılma yoluna gidildi? Sorunun cevabı çok basit. Çünkü medrese sadece bilgi vermiyordu. Medrese takva, hikmet ve inanç veriyordu aynı zamanda. İttihat Terakki bunu çok iyi biliyordu. İşte tam da bu ruha dayanamadılar. 4 Şubat 1922’deki Lozan görüşmelerinde alınan kararlar medreselerin kapatılmasını öngörüyordu. Bu cephe alış, bir eğitim kurumı olarak medrese’ye değildi. Az önce değindiğim medresenin yaymış olduğu İslam anlayışına idi.
Cumhuriyet döneminde dahi medrese, dünya ilim dünyasına hatırı sayılır alimler yetiştirdi. Peki modern eğitim kurumları ve üniversiteler bugüne değin kimleri yetiştirdi?
Medreseler, cumhuriyetin ilanından sonra illegal(yasaklı) birer kurum haline getirildi. Devlet tarafından yasaklanmanın verdiği tüm sıkıntıları, başta ekonomik olmak üzere bir çok noktada yaşadı. Medrese mezunları resmi diplomalara sahip olmadıkları için işsiz kaldılar. İstikbalini (medar-ı maişet) düşünen toplum da bu noktada medreseden istemeden de olsa uzaklaştı.  Medrese, bu anlamda çok ciddi kan kaybetti.
Bu sıkıntılarla uğraşan medrese, maalesef kendini yenileyemedi. Ve bugünkü haline de hepimiz şahidiz.
Yeni yeni normalleşen bir Türkiye var. Medreselerimizin tekrar dirilmesi gerekiyor. Bu noktada alimlerimiz de hükümet de çok ciddi sorumluluk altındadırlar. Ve bu yaraya merhem olabilmek için çok ciddi adımlar atmaları gerekiyor.
Medresenin yetiştirdiği öğrenciler dinin pratik boyutlarında ilahiyat öğrencilerinden kat be kat önde konumdalar. Aynı zamanda bir ilahiyatçı olarak gördüğüm tablo çok acı. Bugün ilahiyat öğrencileri cemaatle namaz kılacak yeterlilikte değil. Peki bugün, medreseler çok mu mükemmel? Kesinlikle hayır.  Medreselerde de araştırma kabiliyeti neredeyse sıfır konumunda. Akademik açıdan da durum pek de iç acıcı değil. Ve çok daha önemlisi: Medreselerin müfredatı mutlak surette yenilenmelidir. Geçmiş dönemlerdeki ilim üreten (hem pozitif hem de dini ilimlerde) medrese ile bugünün medresesi arasında uçurum var. Sadece sarf, nahiv, üstüne de mantık okunan yerler olmamalı buralar. Bir zamanların İbn-i Sina’sı, İmam Gazali’si bu medreselerden çıkıyordu. Ki İbn-i Sina’nın el Kanun fit-Tıb adlı eseri 600 sene boyunca Avrupa’daki vilayetlerin en iyi üniversitelerinde okutuldu. Bugünün medreselerini tekrardan diriltmek, eski ruhuna kavuşturmak gerekiyor. Bunun için de dediğim gibi, öncelikle radikal bir müfredat değişikliği ve beraberinde üst ihtisas alanlarının oluşturulması. Zira sarf, nahiv, mantık ve fıkıh gibi temel birkaç alandan sonra eğitim verilecek üst bir safhanın olmaması donukluğun sebebidir.
*
Prof.Dr.Halil ÇİÇEK’in tebliğinden sonra sözü alan Molla Sadullah ERGUN, medreselerin Cumhuriyet döneminde yaşandığı sıkıntıları şu şekilde dile getirdi:
Peygamber Efendimiz açtığı mescidi bir eğitim yeri olarak tayin etmişti. Ve bu gelenek İslam tarihi boyunca da devam etti. Emeviler, Abbasiler, Büyük Selçuklu Devleti ve Osmanlı dönemlerinde medrese geleneğinin kesintiye uğramadan devam ettiğini ifade edebiliriz. Bu dönemlerin tümünde medreselere ciddi manada değer veriliyordu. Medreseler, en büyük darbeyi Cumhuriyet döneminde aldı.
Cumhuriyet döneminde genelde İslam inancına, özelde ise medreselere büyük saldırılar yapıldı. Ne kadar İslami sembol varsa hepsi yasaklandı. Ezanın Türkçeleştirilmesi, şer’i kitapların yakılması Başörtüsü, sakal, sarık, arap alfabesi vb. bunlardan sadece birkaçı. Dönemin kolluk kuvvetleri sistemin koruyucularıydı ve halka şiddetli baskılar uyguladılar. Elbette ki halkın bir direnişi, bir tavrı olmadı değil. Fakat sistemin baskısı çok daha sertti. İşkenceler, idamlar, zorbalığın bin bir hali her gün halkın tepesine iniyordu.
İşte bütün bu kötü şartlara rağmen medrese geleneğimiz devam etti. Bugün de eğitimimize devam ediyoruz. Bizler çok kötü şartlarda eğitim gördük. 90 yıldır tankıyla, topuyla, her türlü yol ve yöntemiyle bize saldıran, medreselerimizi bitirmeye çalışan bir döneme tanık olduk.
Yaşanan tüm bu trajediye rağmen, buradan şunu haykırmak istiyorum: Biz bugün varız. Ve yarın da olacağız. Ne pahasına olursa olsun medrese geleneğini yaşatacağız…
*
Molla Sadullah ERGUN’dan sonra, katılımcılardan Arş.Yzr. Fırat TOPRAK tebliğinde kısaca şu hususlara değindi:
İslam toplumu tarih boyunca cami merkezli bir toplum olmuş ve böyle bir toplum inşa etmiştir. Medreseler bu açıdan büyük bir öneme sahiptir. İlk sistematik medrese Nizamülmülk dönemindeki Nizamiye medresesidir.
Medreseler bugünün modern eğitime kıyasla kimi noktalarda artı pedagojik değere sahiptir. Kısaca bunlara değinecek olursak;
-hal ilmi(edep, ahlak, terbiye,saygı)’ni öğrencilerine bir değer olarak kazandırabilmesi. (Bu noktada modern eğitimin sıfırın dahi altında olduğunu hatırlayalım) Bunun bir handikabı da var yalnız. Hocaya gösterilen aşırı saygının onu yüceltme aşamasına gelmesi de söz konusudur. (örneğin, bir öğrencinin hocasının yazmış olduğu eserin şerhini yazmak istememesi gibi)
-birebir eğitime olanak tanıması.(hoca ve öğrenci arasında çok yakın birebir, üst düzey etkileşimli bir ilişki mevcuttur)
-müfredata göre önde olan üst seviyedeki öğrencinin alt seviyedeki öğrenciye öğretme süreci.(Böylece üst düzeydeki öğrenciler, hem öğrendiklerini tekrar etmiş olacaklar hem de öğretme kabiliyetini edinmeye başlayacaklar)
Medresenin bir diğer olumlu işlevi; sosyal alanda, yardımlaşma boyutunda toplumsal hayatta öncülük misyonunda karşımıza çıkıyor. Misalen, kan davalarının halledilmesi buna örnek olarak verilebilir.
Medreseler yargı erki olarak da görev görmüşlerdir. Bu noktada şer’i mahkemeler, mevcut mahkemelerden daha seri olduğundan burada da ayrı bir fayda görmüştür.
Islah edilmesi ile beraber, medreseler din eğitimi modeli olacaklardır.
Maalesef bugün medreseler hayattan kopuk bir durumdadırlar. Buna mahsuben ıslahat esastır. Islahatı ile ilgili iki yönelim mevcuttur. Sınırlı ıslahatçı alimler, kısmi iyileştirmelerin yeterli olacağı görüşünde olup esas yaraya merhem olabilecek net bir hamlede bulunamıyorlar. Köktenci ıslahat alimleri ise müfredatta köklü bir ıslahın gerekli olduğu görüşündedirler. Böylece değişen dünyaya kendi ilkeleri esasından ayrılmadan ayak uydurabileceklerdir.
Bugünün medreselerine birkaç soru sorarak yapılacak ıslahatın daha donanımlı olmasına yardımcı olabiliriz:
-Modern teknik ve yöntemler kullanılabilir mi? 
-Eğitimde zaman tasarrufu sağlanabilir mi? 
-Diğer din eğitim modelleriyle kıyaslanarak müfredatın daha derinlikli ve daha kapsayıcı olması sağlanabilir mi? 
Medresenin yabana atılmayacak oranda mühim olan sıkıntılarında dair  şunları söyleyebiliriz:
– Nahiv, sarf ve mantık ilimlerinin ulum-i aliye(yüce ilim) sınıfına geçirilmesi sıkıntılıdır. 
– Harici kitapların(medresede okutulmayan, müfredatlarında olmayan) müfredata eklenmesi gerekiyor. Zira esas donukluğun sebeplerinden biri de budur.
Medreseler şu an kriz noktasında. Tam bir kavşakta. Bir ıslahat gerekiyor. Ciddi bir ıslahat. Metod ve müfredat yeniliği gerekiyor.
*
Konuşmacıların sunumlarının ardından moderatör Abdussamed KAYA da şunları ekleyerek toparladı.
Bugün Medreseye olan yaklaşımlar toptan kabul ve toptan red şeklinde. Toptan kabulcüleri gelenekçiler oluştururken, toptan redçileri de modernistler ve selefiler(medresenin bid’at ve hurafelere meylettiğini düşündüğünden) oluşturuyor.
Bugün neden medreseleri konuşuyoruz? Bir söz vardır: “Hiçbir ordu, vakti gelmiş bir olaydan daha güçlü değildir.”
Diyarbakır sosyal doku olarak ne tam kent, ne de köy olmaklığını tam olarak üzerinden atabilmiş değil. Böyle bir durumda ona yol gösterecek, medeniyetini inşa ettirecek medreseleri yok.
Bir toplumun inşa olması da, yıkılışı da tek bir kurum üzerinden olmaz. Bu anlamda İslam dünyasının bu halde olması sadece medresenin suçu değildir.
 Moğol istilasının gerçekleşmesi medrese dünyasını geriletti, zarara uğrattı.(Alimleri idam edildi, kütüphaneleri yakıldı.).
Ticaret yollarının önemini yitirmesi, ilim üreten orta sınıfın fakirleşmesine sebep oldu. Fakirleşen ilim ehli, medar-ı maişet davasından mebni medreseden uzak kaldı.
1600’den bugüne kadar hala aynı müfredatın işlenmesi, medresenin donuklaşmasına, gittikçe yaşamdan uzaklaşmasına sebep oldu.
*
Abdussamed KAYA’nın değerlendirmesinden sonra dinleyici olarak seminere katılan Molla ABDURRAHMAN şunları ifade etti:
Bugün medrese için en büyük problem, mollaların ferdiyetçi takılmalarıdır. Mollaların ittifak edip beraber hareket etmesi medrese için hayati öneme sahiptir. Ekonominin kısıtlılığı bu aşamada problem olmakla birlikte olmazsa olmaz boyutunda değildir. Zira halk, biz istemememize rağmen elinden gelen yardımı yapmaktan imtina etmiyor. Medrese alimlerimiz İttifak ederek, bir araya gelmelidir. Sorunu tartışmalı, çözüm önerilerini paylaşmalı ve çözüm için somut adımlar atmalıdırlar.
Kürt kültürünü bugüne getiren medreselerdir. Tüm ulusalcı, Marksist, Leninist gruplar bu olguyu her ne kadar kendilerine mal etme çabalarına girişseler de gerçek budur. Kaç yüz yıl öncesinden yazılmış Kürtçe medrese kitapları hala medreselerimizde okutuluyor. Eski Kürt edebiyatçıları aynı zamanda alimdi ve medrese hocalarıydı. Ulusalcı kesimlerin söylediği gibi İslam Kürtlere bir yük değildir asla. İslam Kürtlerin kültürünü bugüne getiren, izzet sahibi bir dindir.
*
Molla ABDURRAHMAN’ın katkılarından sonra başka bir dinleyici olan Molla TAYYİP de geçen sene gitmiş olduğu Pakistan ziyaretinden medreselere dair izlenimlerini paylaştı. Pakistan’da bulunan medreselerin öğrenci sayılarının, medreselerin fiziki yapılarının ve şartlarının Türkiye ile kıyaslanmayacak ölçüde iyi olduğunu ifade etti.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.