Özgür Eğitim-Sen

Zihniyeti Görevden Alın !

27.11.2016
A+
A-
Zihniyeti Görevden Alın !
 
 
 Son birkaç gündür Yalova’da yaşanan hadiseyi konuşuyoruz. Vali tarafından kamuya açık bir şekilde azarlanan öğretmenin trajik ölümü olayın popülerliliğini artırdı. Yalova valisinin yaptığına ve ardından gelişen tartışmalara bakınca birkaç hususa değinmekte fayda görüyorum. Zira tartıştığımız hadise tekil bir hadise olmaktan ziyade yapısal. Devlet geleneğimizle ve onun zihniyet dünyasıyla yakından irtibatlı. Önce şunları soralım;
Vali güçlü olduğu için mi aşağıladı önüne gelenleri?
Koca güçlü olduğu için mi hanımını hırpalayıp hastanelik etti?
Öğretmen güçlü olduğu için mi öğrencilerini azarlamakta?
Devlet güçlü olduğu için mi toplumu baskılamakta, tahakküm altına almakta?
Baba güçlü olduğu için mi çocuklarına hayatı zindan etmekte?
DHKP-C güçlü olduğu için mi savcının şakağına silahı dayamakta?
Taleplerimizi, beklentilerimizi ardına dizdiğimiz güç ve iktidar aygıtları mıdır bizi güçlü kılan?
Yoksa tam tersine tüm bunlar güçsüzlüğümüzün, acziyetimizin, çaresizliğimizin itirafı mıdır?
Allah aşkına güçlü olan, özgüveni olan hangi vali emri altında çalışanları aşağılamaya, hakaret etmeye kalkar?
Güçlü olan, özgüveni olan, saygınlığı olan hangi koca eşini tartaklayıp hastanelik eder?
Güçlü olan, özgüveni olan, saygınlığı olan, kuşatıcı, olgun ve hâkimiyeti olan hangi öğretmen öğrencilerini azarlayıp aşağılar?
Özgüveni olan, gücünü toplumundan aldığının farkında olan, hak ve hürriyetlere duyarlı olan hangi devlet, en kabasından en rafinesie iktidar düzeneklerini, stratejilerini kesintisiz uygulamaya motive olur?
Çocuklarının fiziksel, zihinsel, sosyal gelişiminin, gereksinimlerinin farkında olan, kendi yaşantısı, duyarlılıkları ve önceliklerinin farkında olan hangi baba biteviye çocuklarını aşağılamayı, azarlamayı marifet, güçlü olmak zanneder?
Güçlü, haklı ve meşru olduğunun, hedef kitlesiolan bir toplumun sağduyusuna saygı göstermek olduğunun, toplumu korku ve yıldırma ile tarafına çekmeye çalışmanın güç ve kudret olmadığının bilincinde olsaydı DHKP-C, savcının şakağında silah patlatma çaresizliğini gösterebilir miydi?
Güçsüzlüğün temel alamet-i farikası güç ve kudret gereksiniminin artmasıdır. Güçlü görünme hissiyatı arttıkça, güçlü kılmak için tahkimat yapma gereği şiddetlendikçe açığa çıkan şey güçsüzlüktür. 
Güç ve iktidar analizinde gözden kaçan, görülmeyen baskın bir anlayışla karşı karşıyayız. Çünkü modern dönemde kullanılan, maruz kalınan iktidar ve güç kaçınılmaz olarak bu olumsuzluğa vurgu yapan, onu açığa çıkaran bir iktidar eleştirisi üzerinden kendini açık ediyor. Oysa bir de başka türlü bir iktidar var: olumlanan, dayatılan değil atfedilen, razı gelinen, rıza gösterilen, kabul edilen, meşru görülen. Enstrüman gerektirmeyen, gönüllülüğe dayalı. Manipülasyona muhtaç olmayan, ince stratejilere yaslanmayan, aygıt gerektirmeyen. Seven bir çocuğun babasına olan itaati gibi. Seven, sayan eşlerin birbirlerine muamelesi gibi.
Toplumun ihtiyaçlarına duyarlı, hak ve hukukunu gözeten, aklını, vicdanını, ırz ve namusunu, malını ve canını her şeyden aziz bilip korumaya kalkan bir devleti  kendi devleti bilip, uyrukluğu ile iftihar eden vatandaşın devlet ile ilişkisi gibi. Arıza çıkarmayan, dolambaçlı yollara tevessül etmeyen, kaşını gözünü beğenmedim ya da benim beğendiğim şekilde olacak diye baskılamaya kalkmayan.
Kendilerini seven, sayan, değer veren, kişiliğiyle, karakteriyle, tutum ve davranışıyla, konuşması ve susmasıyla örnek olan, öncülük eden, yardımcı olan Öğretmene öğrencilerinin gösterdiği saygı, itaat gibi.
Düşünün, işin mantığını, ilişkinin amacını, varoluş gerekçelerini kavrayamamış, olan bitenden haberi olmayan, yasal mevzuattan tutun gündelik hayatın nabzına değin yaşananları ıskalamış, kendisini layusel devletin keskin kılcı gören bir valiyi düşünün. Eğitimden bihaber, eğitim sorunlarından bihaber, Türkiye gerçeklerinden bir haber, dünyanın gidişatından bir haber.
İktidar olmayı, güç ve kudret sahibi olmayı etrafına  esip gürlemek zanneden, adalet, ahlak, ilke ve değeri öncelemek yerine bu değerlere yaslanması gereken devletin uyduruk formalitelerinde bu ilkeleri değerleri katletmeyi yegâne vazife zanneden. Bunu da hakaretler yağdırarak, aşağılayarak, inciterek, kırıp-dökerek yapan. 
Yalova valisini konuşuyoruz ancak işin doğrusu memleketin pek çok yerinde adını sanını bilmediğimiz pek çok kişinin amirlikten anladığı şey bu maalesef. Bürokratik mekanizma aynı mantıkta can çekişmiyor mu Allah aşkına? Öğretmenine sahip çıkmayan MEB çok mu farklı?
“Ne oluyor arkadaş” demeyip toplumun feveranına duyarsız olan İç İşleri Bakanlığı, Hükümet çok mu farklı?
17 milyon çocuğu zoraki eğitime tabi tutan devlet, velisinin talebine, ne istediğine bakmayan, karışmasına müsaade etmeyen devlet çok mu farklı?
Saatlerce kuyruklarda bekletilip aşağılan mıyoruz? Maruz kaldığımız sosyal ve ekonomik şartlar aşağılanma değil mi? TOKİ’nin gökdelenleri aşağılamıyor mu? Yaşananlar karşısında üç maymunu oynayan sivil toplum örgütleri, dün kıyafet yasaklarını şakşaklarla destekleyip bugün başka telden çalan sendikalar bizi aşağılamıyorlar mı?
Bu ülkede saygı, ciddiyet ve olgunluk erozyona uğramış durumda.
Devlet kendine çeki düzen versin artık. Toplumu aşağılamaktan, hırpalamaktan vazgeçsin.
Yalova hadisesi rutin yaşantımızın trajik bir patlama anına denk geldi.
Bu ülkede aşağılanma vakayı adliyeden.  
Bir devlet dairesine uğrayıp aşağılanmadan, sembolik bir şiddete maruz kalmadan canını kurtaran var mıdır? Şöyle oldu, böyle, bu kadar iyileşti. Tamam, ama yetmez.
İnsani olanın korunması, tesis edilmesi, hırpalanmadığımız, aşağılanmadığımız bir ilişki biçimi.
Devlet örnek olacak sözüm ona, bize yol gösterecek. Bizi mutlu ve aydınlık yarınlara götürecek. Allah’tan bunca aşağılanmaya, hakarete, baskı ve tahakküme rağmen direnmeyi, göğüs germeyi, karşı koymayı başarıyoruz. Yoksa ne kişiliğimiz, ne kimliğimiz ne de insanlığımız kalmıştı.
 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.