Özgür Eğitim-Sen

ÖZGÜR EĞİTİM-SEN 2011 YILINI DEĞERLENDİRDİ:USTALIK DÖNEMİNDE KAMU ÇALIŞANLARINA HAKSIZLIK YAPILIYOR

25.11.2016
A+
A-
ÖZGÜR EĞİTİM-SEN 2011 YILINI DEĞERLENDİRDİ:USTALIK DÖNEMİNDE KAMU ÇALIŞANLARINA HAKSIZLIK YAPILIYOR
 
 
 2011 yılını değerlendiren Özgür Eğitim-Sen Genel Sekreteri Abdulbaki Değer hükümetin ustalık döneminde kamu çalışanlarının yaşadığı sıkıntıları bir basın açıklaması ile dile getirdi.
 
Açıklamanın tam metni:
 
2012’ ye adım atmaya hazırlandığımız bir dönemde kamu çalışanları açısından içinde bulunduğumuz yıl ile içine girmeye hazırlandığımız yıla ilişkin Özgür Eğitim-Sen birtakım eleştiri ve taleplerde bulunmasını zaruri kılmıştır. Bu zorunluluk hizmet yürüttüğü işkolundaki sendikal mücadelenin yanında insan olmanın getirdiği bir yükümlülüktür.
 
Ak Parti hükümeti 12 Haziran 2011 günü yapılan seçimlerin ardından üçüncü, Başbakan Erdoğan’ın deyimi ile de “ustalık dönemi”ni başlatmıştır. Demokratik sistemlerde sık rastlanılmayan bir süre zarfında iktidarını güçlendirerek sürdüren Ak Parti hükümeti uzun süreli iktidarda olmanın getirdiği deneyimin şekillendirdiği bir ustalıktan ziyade uzun süreli iktidarda olmanın yorgunluğunu deyim yerindeyse tekdüzeliğin getirdiği bir can sıkıntısı üzerinden sorumsuzca ve buyurgan bir eylemlilikle sergilemektedir.
 
Özellikle kamu çalışanlarının sosyal ve mali haklarına ilişkin sergilenen incelikten yoksun tehditkâr uygulamalar “ustalık Dönemi”nde yoğunlaşmıştır. 1980’lerden itibaren Türkiye’de başlayan kamu yönetimi alanındaki uygulamaları dünyadaki egemen uygulama ve söylemlere eklemlenerek yürütmekte olabildiğince de iştahlı gözükmektedir.
 
Yeni kamu işletmeciliği anlayışı temel alınarak istihdam, bütçe, denetim, ücret vb. pek çok alanda yapısal dönüşümler gerçekleştirilmektedir. Dönüşümlerin gerçekleştirilmesi için ileri sürülen pek çok gerekçe bizim tarafımızdan da makul ve mantıklı olarak durmaktadır. Hantal bürokrasi, verimsizlik, israf vb. Ancak mevcut kamu düzenindeki aksaklık ve çarpıklıkları bugün önerilen ithal hazır cevaplarla ve özellikle kendi çalışanlarını deyim yerindeyse aşağılayıp fırçalayan bir eda ile gidermeye çalışmanın asla kabul edilebilir bir tarafı bulunmamaktadır.
 
Acemi bir iktidar döneminde değil de “ustalık dönemi” olarak nitelenen bir dönemde söyleme zıt bir şekilde beliren kibire bir örnek de bakan Faruk Çelik’in çıkarılan 666 sayılı KHK ile ilgili “can havliyle acele çıkarıldığını, bazı eksiklerin olabileceğini …” belirten söyleminde karşımıza çıkmaktadır.
 
Kamu düzeni içerisinde yönetsel pozisyonda olanları ağırlıklı bir şekilde kapsayan bu düzenlemenin hangi gerekçeler ile ustalık döneminde ve can havli ile çıkarıldığını insan merak edemeden duramıyor. Ya da aynı can havli acaba neden yönetsel pozisyonda olanların yanı sıra toplumun büyük kesimini ilgilendiren ve 12 Eylül 2010 yılında yapılan Referandum ile Anayasal bir zemine oturan Toplu Görüşmenin yasal alt yapısı için gösterilmemektedir.
 
Şike Yasası için gösterilen aşırı duyarlılık ya da yönetsel seçkinlerin maaşlarının artışlarında gösterilen can havli tutum, kamunun işini sırtlayan geniş insanlardan hangi gerekçe ile esirgenmiştir. Kamu politikası esasında yaptıklarınızın yanında ve daha çok yapmadıklarınızdır. Dolayısı ile bu genel saptamalar üzerinden Özgür Eğitim-Sen başta mali ve sosyal haklara ilişkin hükümetin bu vurdumduymaz tavrını kamuoyuna şikâyet etmekte, kamunun yükünü omuzlayan çalışanların beklentilerine kulak tıkayan vurdumduymaz tavrının kendisi için hayırlı bir pozisyon olmadığını paylaşmak istiyoruz.
 
Geçmişte çeşitli alanlarda yapılan ya da yürütülen haklı bir siyasetin sürekli bir haklılığı garanti etmeyeceği, edemeyeceği gerçeği unutulmamalıdır. Özgür Eğitim-Sen bugün yapılan ve yapılmayanların bilinçli bir tercih üzerinden kurgulandığı hakikati üzerinden hem hükümeti kendisine bir çeki düzen vermeye çağırmakta hem yapılan yanlışları ve yapılmayanları kamuoyu ile paylaşmakta hem de bütün bunları yanlışları unutmayan tarihin kara defterine not etmektedir. 
 
            Kamudaki memur sayısının nüfusa oranı OECD ülkelerinin çoğunun gerisinde (kamudaki yaklaşık her 30 kişiden 1 kişi memur) ve kamudaki istihdamın genel istihdam içindeki oranı (yaklaşık ) gelişmiş pek çok ülkenin gerisinde olmasına rağmen kamu çalışanlarının sistem üzerinde bir yük olarak algılanması en hafif deyimi ile garip bir çarpıtmadır. Özellikle kamu çalışanlarının (toplam yaklaşık 2,5 milyon) büyük çoğunluğunun eğitim ve sağlık alanında hizmet üreten sektörlerde olduğu düşünüldüğünde kamu çalışanlarının durumlarının düzeltilmesine ilişkin oluşturulan söylemin ne kadar çarpık ve manipülatif olduğu görülecektir.
 
   Bu genel tespitler üzerinden Özgür Eğitim-Sen olarak;
 
v  Her şeyden önce ve hepsinde öte Öğretmen’in insan olduğunun altını çiziyoruz ve bütün çalışanların insanca bir muamele görmeyi sonuna kadar hak ettiğini düşünüyoruz.
 
v  “Tatil günleri azaltılsın, çalışma saatleri arttırılsın” denilen öğretmenlerin emekli olduklarında 1200 lira maaş aldıkları gerçeğini kabul etmiyoruz.
 
v  KHK ile getirilen adaletsizliklerin bir an önce son bulmasını istiyoruz.
 
v  Özür grubundaki yer değiştirme uygulamalarındaki mevcut orman kanunu uygulamasını kabul etmiyoruz.
 
v  Yaklaşık iki yüz bin öğretmen açığının olduğu yerde ücretli adı altında modern kölelik sistemini kabul etmiyoruz.
 
v  Kamudaki çalışanların, özellikle öğretmen ve öğrencilerin başörtüsü başta olmak üzere halen kılık kıyafet sorununu yaşamalarını kabul etmiyoruz.
 
v  Anadilde eğitim taleplerine karşı takınılan tekçi, dayatmacı ve yok sayan anlayışı kabul etmiyoruz.
 
v  Sivilleşme söyleminin her tarafı kuşattığı bir zamanda Milli Güvenlik derslerinin kaba ulus devlet mantığı ile hala varlığını sürdürmesini kabul etmiyoruz.
 
v  Milli Güvenlik dersinin içerisinde sıfır sorun politikası söylemine rağmen tüm komşu ülkelerin düşman dünyadan neredeyse tecrit edilen İsrail’in dost ve müttefik olarak kabul edilmesini reddediyoruz.
 
v  Okulların katkı payları adı altında para toplamasına bizde karşıyız. Ancak kendi okullarına bütçe ayırmayıp, sonrada okul yöneticilerine soruşturma açan MEB in akıl almaz tutumunu da kabul etmiyoruz.
 
v  YÖK bir an önce üniversiteler arasında koordinasyon sağlayan teknik ve özerk bir birim haline getirilmeli, üniversitelerin özerk yapısını ihlal eden bir pozisyondan çıkartılmasını talep ediyoruz.
 
v  Doğrudan ve dolaylı olarak; KDV’deki Yüksek oranlar, Katkı payları, Katılım payları adı altında yapılan soygunları! kabul etmiyoruz.
 
v  Ve “Herkese Adalet, Herkese Özgürlük” temelinde sosyal, siyasal, kültürel ve ekonomik koşulların sağlanmasını talep ediyoruz.
 
 
 
 
 
Abdulbaki DEĞER /ÖZGÜR EĞİTİM-SEN GENEL SEKRETERİ

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.