Özgür Eğitim-Sen

Toplu görüşmelerin mahiyeti

25.11.2016
A+
A-
Toplu görüşmelerin mahiyeti

Toplu Görüşmeler Türkiye tipi sendikacılığın iflasıdır!

 Hükümet ile üye sayısı fazla olan sendikalar arasında, ağustos ayı içerisinde gerçekleşen ve bir tiyatro oyununu andıran görüşmeler bizim açımızdan tam bir fiyaskodur ve kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Bir kere en başta görüşmelere neden sadece üç sendika davet ediliyor? Bu tartışılması gereken bir husustur. Hükümetin seçim barajını yüzde onun altına düşürmemekteki ısrarıyla toplu görüşmelerde insan faktörünün unutulup rakamların öne çıkarılması arasında bize göre hiçbir fark yoktur.
Her iki tutum da çoğunluğun azınlığı yok sayması olarak yorumlanabilir ki, bu da haksız bir uygulamadan öteye gitmez. Bireyi merkeze alan ve ona değer veren bir sendika olarak bu uygulamayı reddediyor, ilgilileri adalete davet ediyoruz.

 

Bu seneki toplu görüşmeler de bir oyun havası içerisinde geçmiştir. Kimi sendikaların tutarsız davranışları, kimisinin hükümet yanlısı davranışları makbul şeyler değildir. Ne muhalefet olsun diye muhalif davranmak, ne de arka bahçe konumuna düşmek doğrudur. Toplu görüşmeler esnasında sendikaların sivil toplum örgütü fonksiyonunu yitirdiklerini bir kez daha gördük. Hükümetle pazarlık şansı olan ve bunu kendilerince “Toplu görüşmelerde 9 yılın en iyi mutabakatı sağlandı.” şeklinde duyuran Memur-Sen; görüşmeleri daha başından terk eden KESK ve bir diğer sendika olan Kamu-Sen acaba görüşmelere memurların hangi maddi ve sosyal haklarını dile getirmek niyetindeydiler? Görüşmeleri daha başından terk etmek ya da Türkiye’de onca insan hakları ihlalleri yaşanırken maddi birkaç hususta anlaşmaya varmak acaba ne kadar doğru bir davranıştır?

Görüşmeler sonrası gazetelere yansıyan, haberlerde duyurulan ve hükümetle pazarlık yapan Memur-Sen’in sitesinde de haber şeklinde duyurduğu metne bakılacak olursa ortaya içler acısı durum çıkmaktadır: “Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, kamuda çalışan memurlara 2011 yılının ilk 6 ayında yüzde 4, ikinci 6 ayında yüzde 4 olmak üzere toplam yüzde 8 oransal zam yapılması, ocak ayından itibaren 80 lira ek ödemede bulunulması, ilk 6 ayda 20, ikinci 6 ayda 20 olmak üzere 40 lira aile yardımı ödemesini taahhüt ettiklerini, bu ödemeden sözleşmeli personelin de yararlanacağını kaydetti.

Ayrıca konfederasyonların uzun süredir talep ettikleri ancak, Anayasa Mahkemesi kararı dolayısıyla alamadıkları 10 liralık toplu görüşme priminin aylık 15 liraya çıkarıldığı bilgisini veren Yazıcı, 2011 yılında her üç ayda bir olmak üzere 45′er lira ödeme yapılacağını söylendi.” İşte günlerdir haberleri meşgul eden ve insanların odaklandığı şey bu!

Memurun kafasını neye tekabül ettiği anlaşılamayan yüzdelik hesaplarla karıştıran ve iradesini bloke edecek, iktidara karşı elini zayıflatacak ve iktidardan beslenen sendikacılık dönemini başlatacak toplu görüşme primi!

Toplu görüşme mutabakatı Uzlaştırma Kurulunun teklifinden çok geride kalmıştır

Ayrıca Kamu-Sen’in itirazını değerlendiren Uzlaştırma Kurulunun zam artışını %6 + %6,5 olarak önermesi, taban aylıklara yansıyacak artışlar teklif etmesi de sendikacılık açısından trajikomik bir durumdur. Demek ki %4 + 4’lük bir anlaşma için koskoca konfederasyon olmaya gerek yokmuş! Zaten kurul, onların işlevini yerine getiriyormuş! Hükümeti, hükümetin Uzlaştırma Kurulundan daha fazla koruyan iflah olmaz kralcı tavır!

Sendika demek yüzdelik zam artışlarından ziyade bir bütün halinde kapitalist politikalara karşı çıkmak, yasal kölelik uygulaması olan asgari ücretten tutun da özelleştirmelere kadar ülkedeki cari sömürücü ekonomi politikalarına tavır almak demekken bu perspektifin emarelerinin bile görünmemesi bize geleceğe ilişkin endişeli fotoğraflar sunmaktadır. Anayasa değişiklik paketindeki grevsiz toplu sözleşme hakkına teşne olmak da sendikacılığın ruhuna aykırıdır. Grevsiz sendikacılığı dayatan düzenlemelere toplu görüşme masasında ve mutabakat metninde karşı konulmaması büyük yanlıştır.

Farklı kimlik ve inançlar çerçevesindeki sorunlarla ilgili tek bir düzenlemenin mutabakat metnine girememesi hak ve özgürlüklere kulakları tıkalı Türkiye tipi sendikacılığın iflasıdır.

Özgür Eğitim-Sen olarak okullardaki faşist uygulamaların devam ettiği, toplumda insan haklarının önemsiz görüldüğü ve fütursuzca çiğnendiği bir dönemde görüşmelerin sadece yüzdelik zam pazarlıklarına ve bazı özlük haklarına yoğunlaşılmasını yadırgıyoruz. Okullarımızdaki gerek çalışan gerekse hizmet alan bireylerin giyim kuşamlarına faşistçe müdahale edilmesinin, okul giriş ve çıkışlarının askeri nizamda yapılmasının, milli güvenlik dersleri adı altında çocuklarımıza sürekli ve aleni bir şekilde “içimizde ve dışımızda düşmanların olduğunun” öğretilmesinin karşısında sessiz kalışları hayra yoramayız. Ülke kaynakları yıllardır terörle mücadele adı altında heba edilirken anadilde eğitim hususuna kulak tıkanmasının iyi niyetle açıklanacak tarafı yoktur. Özellikle eğitim sahasında hizmet verdiğine inanan sendika kollarının yukarıdaki hususların yanı sıra okullarda tek tip kıyafet uygulamasından, ders kitaplarındaki ayıklanması gereken ve gerçeklikle bağdaşmayan kimi söz ve ibarelerin temizlenmesine değin; farklı inanç ve mezhepteki insanlarımızın çocuklarına devletin sınırlarını belirlediği ve özüyle bağdaşmayan bir din dersinin dayatılmasına karşı çıkmalıyız. Sendikacılık bunu gerektirir, sivil toplum örgütleri bu faşist uygulamaları ortadan kaldırmak için iktidarları zorlamak için vardır.

“Kamu çalışanlarına 58 hak!” diye haberlerde boy gösteren anlaşma metninde kamuda çalışan ve her türlü ayrımcılığa muhatap olan başörtülülerin durumuna ilişkin bir düzenlemenin olmaması, hatta başta Memur-Sen olmak üzere konfederasyonların bu durumu müzakere masasında bile tartışamaması tam bir skandaldır. Farklı kimlik ve inançlarla ilgili, Kürt meselesi ile ilgili, sayısız mağduriyet ve mazlumiyetlere yol açan başörtüsü yasağı ile ilgili tek bir düzenlemenin mutabakat metnine girememesi hak ve özgürlüklere kulakları tıkalı Türkiye tipi sendikacılığın iflasıdır.

Memurlar ve sözleşmeli personelle ilgili hemen hemen her konuyu enine boyuna tartıştıklarını ifade eden bakan Yazıcı, çok özgür bir tartışma ortamında sorunları her yönüyle irdelediklerini dile getirmiş ve çok verimli çalışmalar yapıldığını, öneriler getirildiğini, bazı önerilerin revize edildiğini belirtmiş. Yukarıda değindiğimiz hiçbir hususun ele alınmadığı çalışmalar için enine boyuna tartışmaya gerek olmadığını ve bunun için özgür bir ortamın gerekmediğini ve bu çalışmaların da ancak bakan ve onun gibi düşünen sendika üyeleri için verimli olduğunu acaba bir kez daha hatırlatmaya gerek var mıdır!

Özgür Eğitim-Sen

Mustafa BAŞPINAR

Bursa Sözcüsü

 

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.