Özgür Eğitim-Sen

Milli Eğitim Bakanına Sandık Çağrısı (2012-01-03)

16.11.2016
A+
A-
Milli Eğitim Bakanına Sandık Çağrısı (2012-01-03)

Sandık konulmadan okullara demokrasi gelmez

Milli Eğitim Bakanı Sayın Ömer Dinçer 12 Eylül 2011 tarihinde bir genelge yayınlayarak, okulların açıldığı ilk haftadan itibaren Demokrasi Eğitimi ve Demokratik Okul Kültürü adını verdiği bir dizi etkinliğin yapılmasını istedi. Üstelik isteyen okulların (örneği genelgede verilen) bu etkinlikleri öğretim yılı sonuna kadar uygulayabileceklerini belirtmiş.

Bu genelge ile Sayın Bakan okullarda demokrasi olmadığı tespitini yapmıştır ki yerden göğe haklıdır.

Okullarda demokrasi yok!

Bahse konu etkinliklerin hiç faydasının olmayacağını söyleyecek kadar kötümser değiliz. Ancak okullardaki demokrasi eksiğinin nedeninin sadece “etkinlik” eksikliği olmadığını biliyoruz. Ayrıca okullarda yanlış olan sadece demokrasi eksikliği değildir. İnsan hakları da okullarda sürekli ihlal edilmektedir.

Okulun toplumu, “terbiye” etme ve militanlaştırma aracı olarak kullanılması sorunun özü hakkında bize önemli ipuçları vermektedir. Toplumu terbiye etme ve çocukları militanlaştırma çabaları, okulla toplum arasındaki mesafeyi sürekli açmıştır.

Tek parti döneminde, okulla toplumun yabancılaşması, Köy enstitüleriyle zirve yapmış, demokrasiye geçişle birlikte bu ucube okullar kapatılmıştır.

Seçimde mağlup olmak istemeyenler, devletin resmi politikası olan toplumu terbiye etme ve halkın değerleri arasındaki çelişkiyi az da olsa giderebilmek için bazı adımlar atmışlardır. Bu bazı adımlar darbeci azınlığa rağmen atılmadı.

Halk ve darbecilerin arasına sıkıştırılan okulun, özgürlük, demokrasi ve insan hakları gibi evrensel değerlere gereken önemi veremeyeceği açıktır.

Okulun işe yaramaz halinin büyük çoğunluk tarafından kanıksanması hatta çocukları için tek kurtuluş çaresi olarak görülmesi de, sorunun çözümünü zorlaştıran başka bir husustur.

Sayın bakanın okullarda demokratikleşmeyi sağlamak için bazı adımlar atması, bu şartlarda istenen amacın gerçekleşmesine katkı sunma ihtimali hayli zayıftır.

Çünkü, tek sorun resmi ideoloji dayatması değildir. Resmi ideolojiye rağmen bazı uygulamaların yumuşatılması çoğu zaman mümkündür. Mümkün olmayan ise mevcut şekliyle işbaşına gelme ve denetim dışı kalmanın öğretmen ve idarecilere tanıdığı can yakıcı imtiyazın, öğrenci lehine kullanılmasıdır.

ÇOCUĞUMU KİME TESLİM EDEYİM?

Bakanlığın kura çekerek atadığı sınav kazanmış öğretmenlerin bir kısmının sadece sınav başarısı gösterebilen kişiler olabilmesi çok büyük bir sorun olarak karşımıza çıkabilmektedir.

Bir kişi sınav tutkunu olabilir. Böyle bir kişinin başarabildiği tek şey sınav kazanmak olsun. Yazılı bir sınavı kazanabilen ama hayatın başka alanlarından sıfır çeken birinin çocuğunuzun öğretmeni olduğunu düşünün.

Böyle bir ihtimal her zaman var…

Oturmakta olduğunuz sokağın çocuğunuzu “sınav tutkunu” birine teslim etmeyi dayatması hiçte kabul edilebilecek bir şey değildir. Falan sokakta oturuyorsunuz, öyleyse çocuğunuzu falanca öğretmen okutacak.

Öğretmenin başarısız olması, ya da o öğretmenden hoşlanmamanız veya hayata bakışını beğenmemeniz önemli değildir.

Şansınıza kalmış bir durum! Amiyane tabirle “ne çıkarsa bahtına”.

Tanıdıkları devreye sokarak veya “yüksek” meblağlı bağışlarda bulunarak çocuğunuzu istediğiniz öğretmene vermeniz mümkün olabilir. Sadece mümkün olabilir.

Çocuğunu yetiştirecek insanı seçememek hangi değerle bağdaşır?

Kaderinize boyun eğdiniz ve çocuğunuzu “bir” öğretmene verdiniz. Sene sonunda çocuğunuzun beklenen başarıyı gösteremediğini gördünüz.

Sorumlu tutulan öğretmen değil öğrenci ve ailedir. Öğretmen bakanlığa karşı sorumludur. Hizmeti sunan bakanlık aynı zamanda denetim faaliyetini de yürütmektedir. Başarısız olduğu için ceza almış veya bazı hakları sınırlanmış öğretmene rastlamamamızın sebebi, denetim faaliyetinde hizmeti alanların yok sayılmasıdır. Bakanlığın yapmış olduğu denetimler bir çeşit mesleki dayanışmaya dönüşmüştür. Sihirli cümle ise “kimsenin ekmeğiyle” oynamamaktır. Denetimler yapılır ve öğretmen puan ortalamaları 80 puandan aşağı değildir. Böylece kimsenin ekmeğiyle oynanmış olmaz.

Öğretmenlerin ceza aldıkları konular genellikle dini, etnik ve politik konulardır.

Öğrenci puan ortalaması ise öğretmen puan ortalamasıyla kıyaslanamaz bile. Bu kadar başarılı öğretmenlerin bu kadar başarısız öğrencileri nasıl olur sorusu nedense hiç sorulmaz.

Çocuklarınızın gelecekleri, birilerinin ekmeğine kurban edilir ve siz hiçbir şey yapamazsınız. Yapmaya kalksanız bundan çocuğunuz zararlı çıkar. Neticede okul başarı puanı, hem liseye hem de üniversiteye girişte çok belirleyicidir. Kafası kızan öğretmen çocuğunuzun not ortalamasını bozabilir. Yazılı sınavların az çok belli kriterleri varsa da, ortalamayı direkt etkileyen performans notlarını belirleme hakkı sadece öğretmene aittir. Bu durumun mahsurlarını burada uzun boylu tartışmak mümkün değildir. Herkesin bildiği temel ölçüleri göz önüne sermek sanırım yeterlidir.

Sonuçta sadece bakanlığa hesap veren, öğrenci başarısızlığından etkilenmeyen ve vereceği puanlarla öğrencinin istikbalini etkileyen bir öğretmen gerçeğiyle karşı karşıyayız ve öğretmenin suyundan gitmek menfaatimiz icabıdır.

İmtiyaz dediğimiz şey bu işte!

Bu şartlarda tartışan, kendine güvenen, görüşlerini çekinmeden söyleyebilen öğrenci yetiştirmek nasıl mümkün olur?

OKUL İDARECİLERİ NASIL SEÇİLİR?

Son şekliyle idareci olmanın ilk şartı sınavda başarılı olmaktır.

Yazılı sınavda Türkçe, İnkılap Tarihi, Genel Kültür, Eğitim bilimleri, Milli Eğitim Mevzuatı vb. alanlardan sorular sorulur.

Sınav tutkunu biri birkaç evine kapanıp çok yüksek bir puan alıp, sıralamaya girip bir okula müdür yardımcısı olabilir. Sonra müdür başyardımcısı ve müdür olur.

Sistem aynı.

Sınav tutkunlarına karşı korunmasızız.

Ruh sağlığı bozuk, mesleki dayanışmayla ancak öğretmenlik yapan sorunlu biri yazılı sınavlarda aldığı puanlarla yönetici olabiliyor…

İşin komik ve acıklı yanı ise bir öğretmen sendikasının bu sınavları üyelerine kazandırmak için çok büyük bir çalışma içine girmesi. O sendikanın idareci sınavları için yayınladığı kitaplar neredeyse yok satıyor.

Bakanlıkta çekinmeden bu sendikayı destekliyor.

İyi çocuklar.

 

Milli Eğitim Bakanlığı bütün sendikalara eşit mesafede duracağını gösteren adımları atmak zorundadır. Aksi halde demokrasinin yokluğundan şikayet etme hakkımız olmaz.

Sınavla işbaşına gelenler tıpkı öğretmenlerde olduğu gibi sadece bakanlığa karşı sorumlu tutuluyorlar.

Temel hak ve özgürlüklerin çiğnenmesi onların umurunda değil. Nasıl umurlarında olsun çiğneyen çoğunlukla kendileridir zaten!

Seçimsiz sınavla işbaşına gelmek ve sadece bakanlığa karşı sorumlu olmak okullardaki en büyük yanlıştır.

Cumhurbaşkanını seçebilen bir halka, çocuğunun öğretmenini ve idarecisini seçmesini çok görmek antidemokratik bir tutumdur.

Bu öğretmen ve idareci belirleme yöntemiyle okullarda demokrasiden ve insan haklarından bahsetmek mümkün değildir.

Sayın Bakan, öğrenci, veli ve öğretmenin önüne seçim sandığını koymalıdır. Kendisine güvenenler çıkıp yarışmalıdırlar.

İnsanlar kendileri için neyi hayırlı olduğuna en iyi karar verebilecek varlıklardır. Demokrasinin özü de bu değil mi?

Önce demokrasinin özünü yaşanır kılalım. Gerisi zaten gelecektir.

BİR YORUM YAZIN

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.